nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2012 Perşembe

Günde kaç fincan kahve içmeliyiz?

 Kahve sevenlere müjde

Günde üç fincan kahve içen yetişkinlerin bazı hastalıklara bağlı ölüm riskinin yaklaşık yüzde 10 azalabileceği belirlendi.



Amerikan Ulusal Kanser Kurumu'nun yaptığı araştırmaya 1995-1996'da 50-71 yaşında olan 400 bin kişi katıldı. Katılımcıların sağlık durumu 31 Aralık 2008'e kadar izlendi.

"New England Journal of Medicine" dergisinde yayımlanan araştırma, günde ortalama üç fincan normal ya da kafeinsiz kahve içenlerin, kalp-damar, solunum, şeker hastalıkları, inme ve yaralanmaya bağlı ölüm riskinin içmeyenlere göre daha az olduğunu gösterdi.
Bu sonuçların kahvenin ömrü uzattığı anlamına gelmediğini belirten bilim insanlarından Neal Freedman, kahve içmek ve genel olarak ölüm riskinde azalma arasında bağlantı bulduklarını ifade etti.
Bunun kahve ve ölüm riskinin az olması arasında sebep-sonuç bağlantısı olduğu gibi yorumlanamayacağını belirten Freedman, sonuçların kahvenin sağlığa zararlı olmadığını gösterebileceğini vurguladı.
Freedman, kahvenin farklı binden fazla madde içerdiğini, bu maddelerin de sağlığı olumlu etkiliyor olabileceğini belirtti.

Alternatif tıp, şifalı bitkiler, Yoga, Meditasyon, Reiki, Feng Shui Metafizik / Parapsikoloji Mistisizm, Spiritüalizm, Okultizm ... Astroloji Burçlar,fallar,tarot,Rüya Analizi

7 Nisan 2012 Cumartesi

Çigong veya Çikung ( Qigong ) Nedir

Çigong Antik Çin'in kültürel bir mirasıdır. Yaşam enerjisi üzerinde uzun sürelerle kararlı olarak çalışmaya ve bu konuyu incelemeye Çigong denir. Çigong, "çi" ve "gong" sözcüklerinden türemiştir. Çi, evrenin temelindeki enerji, doğal güç, canlıların bedenlerindeki yaşam enerjisi şeklinde tanımlanabilir. Gong ise, iş, kararlı çalışma demektir. Gong sözcüğünün başına getirilen ek, ne işi ya da çalışması olduğunu anlatır.

Tıbbi Çigong geleneksel Çin tıbbının önemli bir parçası ve Çin'e özgü bir koruyucu sağlık yöntemi olarak görülür. Geçmişi antik çağa kadar gider, en azından dörtbin yıllık bir tarihi vardır. Geleneksel Çin tıbbına göre birçok hastalık zihindeki dengesizliklerden kaynaklanır, bedenlerimizdeki yaşam enerjisi döngüsü ise zihinle bağlantılıdır. Böylece sağlığın korunmasında zihnin ve yaşam enerjisinin düzenlenmesi büyük önem kazanır. Tarihi kayıtlar, dörtbin yıl önce Çin'de insanların, dans karakterli bir hareket dizisiyle hastalıklarını tedavi ettiklerini, enerji ve solunumlarını düzenlediklerini göstermektedir. Çigong beden, soluma, zihin ve yaşam enerjisi düzenleme temelleri üzerine kuruludur. Uygulamalar belli duruş, devinim, soluma, imgeleme ve zihin odaklama yöntemlerini içerir.

Hangi Amaçlarla Çalışılır?


Çigong'un gerçek tayfı ve araştırma alanı, sağlığı koruma, iyileştirme ve hastalık tedavi etme amaçlı alıştırma ve meditasyonlardan çok daha geniştir. Ruhanilik, spor, savaş sahne sanatları ve özel yetenek alıştırmaları gibi birtakım alanlarda da kullanılır. Din alanındaki Çigong uygulamaları yeniden bedenlenme döngüsünden çıkmak ve dünya yaşamına geri dönmeme amacını gütmüştür. Kuramı dini olmayan çigong kuramından daha derin, uygulamaları daha zordur. Savaş ya da savunma alanında çigong, yaşama gücünü geliştirip özü savunma ya da rakibe yöneltme amacıyla kullanılır. Bu çigong, aynı zamanda diğer spor dallarında da başarı kapasitesini arttırıcı niteliktedir. Spor ve sahne sanatları alanlarındaki çigong alıştırmaları, zihni ve bedeni işbirliği içinde çalıştırarak, verimi ve konsantrasyonu arttırma amacını güder. Tıbbi çigong alıştırmalarının ereği, hastalıkları önceden önlemek, sağaltmak, bünye kuvvetlendirmek, erken yaşlanmayı önlemek ve ömrü uzatmaktır. Çin'de çigong'u en uzun süreyle inceleyen grup, Çinli hekimler oldu. Tıbbi çigong, onların, insan bedenindeki yaşam enerjisinin akışı ve davranışı üzerine olan bilgilerinden ortaya çıktı.
Sağlığa Yararları


Son yıllarda sistematik olarak yapılmış olan tıbbi gözlemler, çigong tedavisinin çeşitli kronik hastalıklara yapılan müdahalelerde tatminkar sonuç verdiğini kanıtlamıştır. Çigong özellikle tedavi gerektiren bazı kronik hastalıklarda tedaviyi desteklemekte ve süresini kısaltmaktadır. Klinik deneyler çigong'un, özellikle hipertansiyon (yüksek tansiyon), koroner kalp hastalığı, gastrit (mide) ya da duodenal (oniki parmak bağırsağı) ülser, kronik hepatit (sarılık), kronik hazımsızlık, gastroptoz, nevrasteni, tüberküloz (verem), kronik bronşit, kronik bronşiyal astım, yaşlılığa ait bel ağrısı, hamilelik toksemisi (kan zehirlenmesi) ve pelvik iltihaplanmada etkili olduğunu göstermektedir. Çigong hastalığın şiddetini düşürebilir, hiçbir özel donanım olmadan erken iyileşme sağlayabilir. Bu yüzden kliniklerde hizmete sokulması oldukça arzu edilmektedir. Çigong sağlam bir bünye yaratmada da etkilidir. Koruyucu ve iyileştirici etkisini hareket ve duruşlarıyla, soluk düzenlemesi ve düşünce denetimiyle, bünye geliştirme ve bedenin direncini kuvvetlendirme yollarıyla gösterir. Örnek olarak bünyeleri soğukalgınlığına yatkın olanlar her gün düzenli çigong çalışarak etkin bir iyileşme olanağına kavuşurlar. Uzmanlaşmış çigong pratisyenleri alıştırmaların daha iyi bir hazım, daha sağlıklı soluma, kardiovasküler sistem ve sinir sistemi işlevlerinin iyileşmesi gibi faydalarını hep görürler. Çigong uyku kalitesini iyileştirir, yorgunluğu giderir, fiziksel ve zihinsel güçlenme sağlar, fiziksel dayanıklılığı ve böylece çalışma etkinliğini arttırır. Yaşlanmaya karşı koyucu ve yaşam uzatıcı etkileri vardır. Uzun süre alıştırma yapan yaşlılar bu iddiayı haklı çıkarmaktadırlar. Çigong'un geriatriye (yaşlılık bilimi) katkısı oldukça fazladır.

Bütün çigong'larda sağlık ve hastalıkta her ne kadar etkiliyse de tek başına yeterli olamaz. Buna ek olarak yemek, dinlenme ve uyku gibi bütün günlük yaşam unsurlarının düzenlenmesi gerekir.

Alternatif tıp, şifalı bitkiler, Yoga, Meditasyon, Reiki, Feng Shui Metafizik / Parapsikoloji Mistisizm, Spiritüalizm, Okultizm ... Astroloji Burçlar,fallar,tarot,Rüya Analizi

1 Ocak 2012 Pazar

Uyku Nedir - Uyku Hakında Bilgi

Uyku Nedir?


Uykunun sebebi veya fonksiyonu bilinmemektedir. Chicago üniversitesi uyku araştırmalarından Allan Rechtschaffen uykunun hiç bir fonksiyonu olmadığını tespit etmiştir. Adale yorgunluklarının azalmasına rağmen vücudun dinlenmesi için uykuya ihtiyacı olmadığını söylemiştir. Çünkü vücudumuzdaki hücrelerin kendi kendilerini tamir etme yeteneği vardır.
Araştırmacıların tespitlerine göre bu esnada faaliyetten uzak olmasına, ya dinlenme veya uyku durumunda bulunmasına da gerek yoktur. Uyku sırasında alınan EEG kayıtları üzerinde yapılan incelemelerde beyinde faaliyetsizlik görülmemiştir.
İngiltere Milli Fizik Laboratuarı Kompütör ilimleri bölümünde psikolog araştırmacı Dr. Evans'a göre uykunun tek maksadı rüya görmemize Müsaade etmesi, zemin hazırlamasıdır. Stanford Tıp Merkezi Uyku Kliniği doktoru Dr.William Dument'in görüşüne göre ise; rüya görmek son derece önemlidir. Rüyalar fiziki dengenin oluşmasını sağlanmaktadır.
Temple Üniversitesinden Koruyucu ilaç profesörü Dr.Fred.Rofers uykunun aktif hayattan tamamıyla uzaklaşmak olmadığını, bilakis yavaşlayan kalp de dahil olmak üzere uzuvlarımızın değişik bir tip yaşayış durumuna girdiğine inanmaktadır.
Fakat yinede aklımıza şu sorunun gelmemesi mümkün değil. Uyku geceye ait bir alışkanlık olabilir mi?
Uyku araştırmacılarının babası olarak bilinen Nathaniel Klietman uyku haline geçebilmek için bir faaliyet sisteminde kritik bir seviyenin altında şiddetli bir durum olması gerektiği inancındadır. Bütün kainata ölçülü bir hareket,yani ritim hakimdir. Med-Cezir, güneş ve ayın doğup batmaları, mevsimler, dünyanın ekseni etrafında dönmesi ve daha pek çok düzenli ve maksatlı hareketler hep bu ritmi bize gösterirler.

Dr.Franz Halberg normal durumda ve 24 saatlik bir periyotta meydana gelen değişmeler için "circation" kelimesini kullanmıştır. Vücut dengesi zamana bağlı ritim değişmeleriyle sağlanır.
Azalarımızın ritminin en kifayetsiz olduğu anlarda uyku bastırır. Gecenin ilk uyku dönemine hızlı olamayan göz hareketi manasına gelen "NREM-non Raped Eye Movement" denilmektedir. Vücudun dinlendiği en sakin uykudur bu. Nefesimiz düzgün ve sakindir. EEG kayıtları ve beyin faaliyetleri düzgün ve imtiyazlıdır. Horlamada bu uyku döneminde vuku bulur.
Hızlı göz hareketi denilen (REM Ropel Eye Movement) faal uyku halidir. Vücut hareketsiz olmakla beraber yüzde ve parmak uçlarında düzensiz hareketler vardır. Horlama kesilir. Nefes düzensiz haldedir. Yani hızlı ve yavaş arasında ritim değişikliği görülür. Bazılarının kanaatlerine göre REM uyku hali değil bir çeşit sara nöbetidir.
Gece uykumuzun 1.5 ile 2 saati REM uykusudur. NRAM ve Rem dereleri 70 ile 110 dakika arasında değişir.Ortalama 90 dakika olarak kabul edilmektedir.
Ruhi depresyon geçirenler REM uykusu olmadığı sürece kendilerini daha rahat hissederler. Rüya görme hadisesi ekseriye REM döneminde olmaktadır.Pek çok kişi yatıştırıcı ve uyku verici ilaçları almalarına rağmen REM döneminde faal uyku halinden kurtulamazlar. Halbuki alınan ilaçlarda Rem'i tamamen veya kısmen ortadan kaldırılması aranmaktadır.
Alternatif tıp, şifalı bitkiler, Yoga, Meditasyon, Reiki, Feng Shui Metafizik / Parapsikoloji Mistisizm, Spiritüalizm, Okultizm ... Astroloji Burçlar,fallar,tarot,Rüya Analizi

21 Temmuz 2011 Perşembe

Üzüm - Üzümdeki Besin Değerleri Nedir

Üzüm içerisinde oldukça farklı besin değerleri bulunmaktadır. İlk olarak bir kap üzüm yaklaşık olarak 100 kalori, 1 gram protein, 1,4 gram lif ve bazı ek vitamin ve mineraller içerir. Üzümün içerisinde C ve B vitaminleri, potasyum, fosfor, magnezyum, selenyum, manganez, bakır ve çinko bulunur.

Lif: Lif sindirim sağlığı için faydalıdır. Bağırsak hareketlerini düzenleyen lif kabızlık gibi sindirim sorunlarına iyi gelir. Diyetinize lifleri dahil etmek oldukça önemlidir.
C vitamini: C vitamini bağışıklık sistemini geliştirir. C vitamini aynı zamanda ciltte kolojen üretimine yardımcı olur.
B vitamini: B vitamini üzümde B1 ve B6 şeklinde bulunur. B vitaminleri metabolik süreçte önemli yer alır ve karbonhidrat, protein ve yağların enerjiye çevrilmesine yardımcı olur.
Potasyum: Potasyum kalp sağlığı için önemlidir.
Fosfor: Fosfor kalsiyumla birlikte kemik ve diş gelişimi için gereklidir.
Magnezyum: Magnezyum kas ve sinir fonksiyonlarının normal bir şekilde sürdürülmesi için gereklidir ve sağlıklı bir bağışıklık sistemine yardımcı olur.
Selenyum: Selenyum vücutta antioksidan enzimlerine çevrilir.
Manganez: Manganez vücuttaki enzimleri harekete geçirir.
Bakır: Bakır saç sağlığı ve rengi için faydalıdır. Bununla birlikte bakır bazı hormonları için de oldukça faydalıdır.
Çinko: Hücresel metabolizma açısından önemlidir ve bağışıklık sisteminin fonksiyonları açısından oldukça faydalıdır.
Alternatif tıp, şifalı bitkiler, Yoga, Meditasyon, Reiki, Feng Shui

Bitkisel Yastık Nedir, Nasıl Hazırlanır

Bitkisel yastık bir takım şifalı otlarla içi doldurulmuş yastıktır ve alternatif tıbbın muhteşem bir buluşudur. Uyku sorunu çekenlere ve baş ağrısı çekenlere bire birdir. Bebeklerin altına ya da başına koymak için de uygundur. 2 parça aynı boyuttaki kumaşı birbirine dikin. 3. tarafınıda iliştirip dikin. Bir tarafı açık bırakın buradan yastık içini doldurmaya başlayın. Bir kase içine sakinleştirici otları ekleyin. Otlar farklı şekillerde ve karışımlarda farklı etkiler gösterir.
img724
Dinlendirici otlar: Papatya, şerbetçiotu, lavanta yaprakları, limon mine çiçeği, nane, gül.
Ağlayan bebekler için: Lavanta, pelin, yaban sümbülü gibi otlar çok iyi gelir.
Rüyaları dinlendirici ve iyi gelen otlar: lavanta, biberiye, mercanköşktür.
Baş ağrılarını dindiren otlar: Papatya, lavanta ve biberiyedir.

Romantik bir gece ve uyku için ise, tatlı mercanköşk, lavanta, limon otu ve gül yaprakları kullanılır.
Bu yastığı dilediğiniz ot karışımlarıyla doldurun. Kullanmadan önce yastığı en az 1 gün kapalı hava geçirmez bir yerde tutun. Bu, kokusunu ve otların etkisini güçlendirmek için yapılmalıdır. Tedavi edici özelliklerini artırmaya yarar. Yatmadan önce ya da kestirmeden önce, yastık kılıfınızın içine bu yastığı yereştirin ve başınızın altına alın hatta bir tane daha yapıp yanınızda tutun. Amber ve misk ile otları sabitleştirin. Yumuşak olması için pamuk topları da doldurabilirsiniz.

Alternatif tıp, şifalı bitkiler, Yoga, Meditasyon, Reiki, Feng Shui

30 Nisan 2011 Cumartesi

İnisiyasyon (Süluk) - İnisiyasyon Nedir - İnisiyasyon Hakkında

İnisiyasyon (Süluk) kimi ansiklopedilerde bireyin spiritüel gelişimi için, ‘spiritüel tesir’i alıp aktarabilen bir üstadın sert ve sürekli kontrolü altında, bir düzen ve disiplin içinde, sınavlara dayalı tarzda, metodlu olarak eğitimi şeklinde tanımlanmaktadır. İnisiyasyon sözcüğünün kökeni, Latince’de “bir yere girme, iştirak etme, kabul edilme, başlama” anlamındaki “initium” sözcüğüdür. Osmanlı tarikat geleneğinde bulunan “süluk” kelimesi de, “iplik, sıra, dizi, yol, meslek, tutulan yol” anlamlarındaki Arapça “silk” sözcüğünden gelmektedir. Bir inisiyasyonda üstad (inisiyatör, mürşid) tektir, öğrenci (inisiye adayı, mürit) ancak inisiyasyonu tamamladığı zaman inisiye olur. İnisiyasyonu tamamlamamış olanlara inisiye denmez.





Aday seçimi
Tüm eski inisiyasyonlarda gizliliğe ve aday seçimine dikkat edilmiştir. İnisiyatik bir organizasyona her önüne gelen giremezdi, böyle bir organizasyon talip olan adayları kendi kriterlerine göre bir elemeden geçirirdi. Adayda geçmişinden getirdiği birtakım yeteneklerin, belirli bir moral (manevi) ve zihinsel düzeyin olup olmadığına bakılırdı. Adayda aranan gereken koşullar, gereken kapasite yeterli görüldüğünde aday birtakım sınavlardan geçirilirdi. Bu sınavlar her inisiyasyonda farklı olmuştur. Hakkında az çok bilgi sahibi olunan inisiyasyonlar arasında, eski Mısır, Moğolistan, Şamanizm, Maya, Mitraizm, Eleusis, Orfe ve Pisagor inisiyasyonları sayılabilir. Eski Mısır’daki gibi sert inisiyasyonlarda bazı sınavların ölümle sonuç verdiği anlatılmaktadır.

Eğitim
İnisiyasyonlarda üstad, bilgileri modern eğitimdeki gibi öğretmezdi. Yani bilgilerin hafızaya depolanması tarzında bir eğitim vermezdi. Yalnızca yolu ve yöntemleri gösterirdi. Öğrenci kurtuluş ya da aydınlanma denilen hedefe kendi iç çalışmasıyla erişmek zorundaydı. Nadiren de olsa, inisiyasyonu tamamlamadan ayrılmış olanların var olduğu belirtilmektedir. Bir inisiyatör, öğrencisinin kalbinden ve aklından geçenleri bilebilir ve hatta onun rüyalarını denetleyebilirdi. Bu yetenekten M.T.İ.A.D. eski başkanı Ergün Arıkdal psikoskopi adıyla söz eder. Asya’nın şamanist inisiyasyonlarında da üstadların öğrencisini öte-aleme götürüp geri getirdiği hakkında sayısız bilgi vardır. Mircea Eliade kitaplarıyla bu bilgilerin bir kısmını aktarmıştır. Benzer yetenekler Tibet’in eski Bon dininin şamanlarında da görülür.

İlk aşama ve ikinci doğuş
İlk eleme sınavlarını başarıyla atlatan öğrenciyi üç temel aşamanın ya da yedi tali aşamanın sözkonusu olduğu bir eğitim beklerdi. Bu üç temel aşamanın içerdiği ilahi hakikat bilgileri “sırlar” anlamına gelen misterler sözcüğüyle ifade edilir. Bunlar küçük misterler, büyük misterler ve hakiki misterler olarak bilinir. Kimileri küçük sırları çıraklık sırları, büyük sırları kalfalık sırları, hakiki (hakikata ait) sırları da ustalık sırları olarak adlandırır. Evrensel yasalar ile imajinasyon denetlemesi, nefs denetlemesi ve psişik yetenekler hakkındaki teorik bilgilerin verildiği birinci aşamanın sonlarina dogru aday ogrendikleri konusunda cesitli sinavlardan gecirilirdi. Bu sinavlardan basariyla gecen aday,sonunda “cehenneme iniş”,”yeraltına iniş” ya da “ölüm deneyimi” adı verilen, derin bir trans halinde geçmişiyle yüz yüze kaldığı bir gece geçirirdi. Bu tüm gerçek inisiyasyonlarda uygulanan bir deneyimdir. “İnisiyatik ölüm” de denilen bu deneyim sırasında trans halindeki aday, kimilerinin spatyum, kimilerinin esîrî, kimilerinin astral, kimilerinin gayb alemi dediği öte-alemde, görünmeyen alemde geçmişten getirmiş olduğu menfi birikimlerden vicdanî hesaplaşmayla kurtulmak zorundadır. Bu çok sarsıcı deneyimi sırasında, psişik yetenekleri çok güçlü olan üstadı onu yalnız bırakmaz, öte-alemdeki bu hesaplaşması sırasında kimilerinin astral seyahat, kimilerinin şuur projeksiyonu dediği yolla yanında olur. Platon ve Orfe, “vicdani hesaplaşma” da denilen bu deneyimin ilk etabını, zaten her insanın öldükten sonra yaşayacağı bir “kendi kendini yargılama” ve kefaretini ödeme olarak betimler. Deneyim sonunda aday, menfiliklerinden arınarak, yeryüzünde doğmadan önceki “saf şuur hali”ni elde etmiş bulunmaktadır. Kendisi ölüm-ötesi alemde yaşadıklarından sonra öyle büyük bir değişim ve dönüşüm geçirmiştir ki, bir çocuk kadar, yeni doğmuş bir bebek kadar saflaşmış durumdadır. Aslında inisiyatik dilde “birinci doğuş” denilen bu deneyime, sonradan, egzoterik kesimce, anneden doğuş ilk doğuş olarak kabul edildiğinden, ikinci doğuş adı verilmiştir.

İkinci ve üçüncü aşama
kinci aşama inisiye adayının teorik olarak öğrendiklerini uygulama aşamasıdır. Adayın yüksek şuur hallerini, görünmez alemi ve birtakım realiteleri bizzat deneyimleyerek tanımasıyla edindiği bilgilerdir. Psişik yeteneklerin de geliştirildiği bir aşamadır. Tarihteki büyük majisyenlerin hepsi inisiyelerin içinden çıkmıştır. Fakat nefislerini denetleyebildikleri için bu güçlerini çıkarları için kullanmamışlardır.

Aslında inisiyatik dildeki ikinci doğuş bu aşamanın sonunda sözkonusu olurdu. Üçüncü aşama ise adayın spiritüel tesiri manevi alemden kendi başına, yani üstadı olmaksızın çekip aktarmayı başarmasıyla, daha doğrusu bu aktarıcılık halinin süreklilik kazanmasıyla tamamlanırdı. Bunun en belirgin belirtisi sezgi yoluyla (ilham, vahiy tarzında) bilgiler ifade etmesiydi. Artık karanlıkta yolunu görebilmesi için üstadının ışığına ihtiyacı yoktu kendi yolunu kendisi aydınlatabilir, hatta karanlıktaki diğerlerine de ışık tutabilirdi. Kendisine üç kez doğuş yaşatmış inisiyatörü elbette onun için “baba”ydı, o da “oğul”du. Bu yüzden inisiyelerden söz eden pek çok tradisyonda inisiyeler “oğullar” sözcüğüyle nitelendirilir. Ustasından manevi diplomasını alan inisiye isterse başka bir yerde kendi inisiyasyonunu kurabilirdi. Buna Anadolu’da el almak denir. İnisiye olmuş kişinin kendisi de başkalarını inisiye ettiği takdirde bir zincir meydana getirilmiş olur ki, bu zincire hermetik zincir, inisiyatik zincir, guru-parampara gibi çeşitli adlar verilmiştir.

İnisiyatik ünvanlar
Antik Yunan'daki inisiyasyonlarda kutsal misterleri açıklama fonksiyonunu belirtmek üzere, üstada verilen unvanlardan biri hiyerofanttır. Bu unvan “kutsal” anlamındaki “hiereos” sözcüğü ile “göstermek” anlamındaki “phainein” sözcüklerinden türetilmiş olup, “kutsalı gösteren” anlamına gelmektedir. Mistagog ise üstada verilen bir başka unvan olup, ilk aşamayı tamamlayan adayları sevk etme fonksiyonunu belirtir. “İnisiye edilen kişi” anlamına gelen “mystes” sözcüğü ile “sevk eden” anlamına gelen “agogos” sözcüklerinden türetilmiştir. Mist (mystes) sözcüğü kimilerine göre Grek tradisyonuna eski Mısır’dan geçmiş olup, ilk aşamayı tamamlayanlar için kullanılırdı. Fakat antik Yunan'da, ilk aşamayı tamamlayanlar için, “yeni yetişen bitki” anlamındaki neofit sözcüğü tercih edilmiştir.

Büyük inisiyeler
René Guénon gibi kimi yazarlar, İsa Peygamber ve Sakyamuni Buda’nın da aslında birer inisiye olduklarını ve onların üstad oldukları organizasyondan egzoterik kesime (avamı beşere) sızan bilgilerin sonradan birer din haline dönüşmüş olduklarından söz ederler. Batı kaynaklarında bilinen büyük inisiyeler arasında geçen belli başlı isimler Hermes Trismegistus, Sakyamuni Buda, Musa Peygamber, Pisagor, Platon, Orfe ve İsa Peygamber olarak belirtilir. Kuşkusuz bu isimlere Sufilik’ten, İslam ezoterizminden (Batınilik) birçok ismi eklemek gerekir. Bu liste aslında daha uzun olmalıdır. Çünkü inisiyasyonlarda gizlenme temel bir ilke olduğundan pek çok inisiyasyon ardında fazla kimlik bilgisi bırakmadan yok olmuştur.

İslami ezoterizmde inisiyasyon
İnisiyasyon denilen eğitim, Batınilikte, genel olarak “tedris, irşat” olarak ifade edilmekle birlikte, Tasavvufçular ve İslam İlahiyatçıları inisiyasyon sözcüğünün özel anlamdaki karşılığının tasavvuf olduğunu düşünürler. Bir inisiyasyonda tek olan üstad inisiyatör adı ile ifade edilir. İnisiye adı sözcük anlamıyla başlamış, kabul edilmiş anlamına gelmekteyse de terim günümüzde, inisiyasyonu tamamlayanları ifade etmek üzere kullanılan bir terim haline gelmiştir. Batınilikte üstad için mürşit, öğrencileri için mürit terimi kullanılır.
İnisiyasyon, tradisyonel ezoterik bilgilerin belli şartları taşıyanlar arasından seçilenlere uygulanan bazı deneysel sınavlar sonucunda başarılı olanlara aktarımı olarak da ifade edilebilmekle birlikte, inisiyasyon bilgi aktarımından ibaret değildir; hedef öğrencinin iç çalışmasıyla kendini geliştirerek, “kurtuluş” denilen hale ulaştırması ve spiritüel tesiri kendi başına aktarabilecek olgunluğa ulaşmasıdır.
Bu tür seçimler inisiyatörün sahip olduğu manevi nitelikleri taşıyanlar arasında yapılır; bu manevi nitelikler, kişinin irfanı kabul edip edemeyeceğini belli eden vasıflardır. Bu niteliklere sahip kişi manevi tekamül yoluna girmek üzere kendisi bizzat inisiyasyon merkezine gidebileceği gibi, bazen inisiyatör bu tür kişileri uzaktan takip edebilir ve belli bir noktadan sonra eğitim için yanına alabileceği gibi uzaktan da eğitebilir. Mevzu bahis vasıflara sahip kişiler belirli bazı yöntemlerle imtihan addedilen bir deneme sürecine sokulur; bunlar genelde manevi niteliklerin açığa çıkarılıp uygulanmasına dönük fiili sınavlardır.
Sınavlardan sonraki aşamada inisiyelere gizli sırlar öğretisi öğretilerek kişinin bilmek'le değil olmak'la sırları çözeceği gösterilir. Bununla birlikte inisiyasyon sürecinde devam eden eğitim üç ana başlık altında toplanır: Yaratıcı Mutlak Güç, İnsan ve Sırları, Kozmoloji.

Ezoterik bilgi ile egzoterik bilginin kıyaslanması
İnisiyatik bilgi, onun dışında kalan profan ya da egzoterik bilgiden tamamen farklı bir yapıda ve haldedir. Profan bilginin fiilen yaşama dahil edilmesi zor veya dolaylıdır. Oysa inisiyatik bilgi yaşamla daima iç içe olan belli bir tahakkuk süreci gerektiren bir bilgi türüdür. Zaten profan bilginin algı merkezi bilinçteki rasyonel akıl diyebileceğimiz dünyevi zeka ve kavrayışken inisiyatik bilgi kişinin hakikati idrak kabiliyeti olan müdrike, intelect'tir. Zaten entelektüel kelimesinin gerçek anlamı da bu irfanı kavramış yetkin kişilere işaret eder. İntelect rasyonelite gibi zekaya dayalı olarak değil bizzat idrake dayalı olarak hakikati sezer ve sonrasında açıkça görür. İnisiyasyonun temel konusu olan Yaratıcı Mutlak Güç insanı kendi kemali üzre var ettiği için inisiye eğitim sürecinde esasen öğrenmeye değil zaten kendi gerçekliğinde mevcut olanı hatırlamaya çalışır ve insanın bu yönüyle Kainat'ı incelemesi dahi aslında kendindeki bilgiye ulaşma çabasıdır. Bunun içinde tüm gayretini kendini tanımaya vererek kıyaslamalı olarak Kozmolojide gördüğü manaların kendindeki sembollerini bir bir açığa çıkararak kendini gerçekleştirir.

Gizlilik ilkesi
İnisiyatik bilginin avama anlatılamayacak sır nitelikli yapısı nedeniyle bu eğitimi aktaran merkezler tarih boyunca gizlilik ilkesiyle saklanmışlardır. Aksi taktirde aktarılan irfanın, dinin ezoterik yani içrek-batıni yönünü taşıması nedeniyle yanlış anlamalara ve inanç sapkınlıklarına yolaçacağı biliniyordu. Bu nedenle inisiyatik merkezler;
1.İnisiyelerin gizli seçimlerine dayalı bir yapısal genişlemeye sahip,
2.İnisiyatik öğrenimi tamamlamış inisiyelerin başkalarını yetiştirmek üzere oluşturulan hiyerarşik yapısı sayesinde öğretisi silsile ile aktarılan,
3.Öğretinin aktarımında hem kozmolojik varoluşla yapılacak olan kıyaslamalarda kolaylık sağlamaya hem de yine gizliliği devam ettirme de rol oynaması bakımından sembolizmin ağırlıklı olarak kullanıldığı toplumdan uzak merkezlerdir.

29 Nisan 2011 Cuma

Lightarian Reiki Nedir?



LIGHTARIAN REİKİ

Yuksek Katlardaki Master Buda’nın ruhunun ilham vermesi ve öğretisi ile ortaya çıkan Lightarian Reiki şu anda mevcut enerji sistemleri içindeki en güçlü ve etkili şifa verici tekniklerden biridir.

Lightarian Reiki, Lightarian Enstitüsünün kurucusu Jeannine Marie Jelm’in, Yüksek Katlardaki Master Buda’nın ruhuna kanal olması suretiyle, 1997 de ortaya çıkmıştır. Jeannine’ninBuda’ya kanallık ettiği sırada söylediğine gore Reiki’nin, enerji titreşiminin büyüklük ve şiddetine göre 8 değişik enerji bandı mevcuttur ve Lightarian bunlardan 3 ile 8 inci sırada olan, 6 bandı içinde barındırır.

Birinci Band Usui sistem enerji çalışmalarını içerir. Usui sistemde enerji kullanımına uyumlanmış kişiler kendi titreşimlerini arttırmaya ve ruhen gelişmeye calışırlar.

İkinci Banddaki enerji ile çalışan kişiler Karuna temelli Reiki ve Lightarian Buddhic Boost gibi enerjileri kullanırlar.

Üçüncü ile Sekizinci bant arasındaki enerji çalışmaları ise Lightarian Reiki çalışmalarını içerir. Enerji calışmalarını geliştirmek için kişi mutlaka Usui temelli Reiki Master Seviyesinden başlamalıdır. Bedeni yavaş yavaş bu enerjiye alışınca, 2. band olan Lightarian Buddhic Boost veya Karuna Reiki ile devam edip, kendini daha kuvvetli enerji titreşimlerine hazırlamalıdır. Bundan sonra kişi artık çok kuvvetli titreşimlere sahip Lightarian Reiki’ye başlangıç yapabilir. Master Buda tarafından öğretilen bu çok kuvvetli 6 enerji bandına kişi yavaş yavaş , belli zaman aralıkları ile uyumlanır. Usui Temelli master seviyesi denince Usui Reiki Master, Shamballa Reiki Master veya Seichim Reiki Master gibi seviyeler akla gelmelidir.

Lightarian Reiki’nin bu 6 enerji bandında hiçbir sembol öğretilmemiş ancak uyumlama sırasında öğretmen ve öğrencinin zihnini tamamen boşaltıp, temiz tutması istenmiştir. Eğitim verilirken 4 seviyede verilir:

1. Seviye: Lightarian Reiki 1&2
2. Seviye: Lightarian Reiki 3
3. Seviye: Lightarian Reiki 4
4. Seviye: Lightarian Reiki 5&6

1 Seviye eğitimde, Lightarian Reiki’nin temel prensipleri öğretilir, Master Buda’nın ruhu öğretmene ilk uyumlama için yol gösterir ve öğrenci ilk Ligharian Reiki uyumlamasını alır. Daha sonraki 3 seviye için öğrencinin vücudu enerjiye alıştırılır.

2. Seviye eğitimde, Gaia yani Ana Dünya enerjisi ile öğrenci arasında bağ kurulur.

3. Seviye eğitimde Yaratıcı’dan çok yüksek titreşimli, kuvvetli enerjileri bu uyumlama için göndermesi istenir.

4.Seviye eğitimde Master Sananda’nın ruhu ile ilişki kurulur, ayrıca Ana Dünya ve Yaratıcı’dan, Master Buda’nın ruhundan tekrar yardım istenir ve öğrenciye şifa çalışmalarında yardımcı Kutsal Şifa Grubu oluşturulur.

Her bir seviye uyumlama için 30 ar gün aralıklarla beklemek gerekmektedir.

Samsara Nedir?

SAMSARA

Evrensel Karma yasasıyla bağlantılı olan bir olgu da Samsara gerçeğidir. Samsara kelimesi evrende devamlı olarak gerçekleşen yeniden 'doğum, yaşam ve ölüm döngüsü' anlamına gelmektedir. Samsara döngüsü Karma sayesinde gerçekleşmektedir. Karma yasası Samsara döngüsünü düzenlemektedir.

Samsara olarak adlandırılan 'ölümden sonra yeniden doğum döngüsü' doğum, yaşam ve ölümden oluşan sonsuz bir kısırdöngüdür. Bu döngüyü günlük hayatımızda da yaşarız. Her gün uyanırız ("doğum"), gün boyunca bilinçlilik halinde yaşarız ve gece uyuruz ("ölüm").

Her yedi senede bir beden hücreleri yenilenir ve yeni bir bedene sahibiz. Bu bakış açısından, her yedi senede bir yeniden doğuruz ve yedi yıl önceki insan değilizdir. Geçen her gün, her yedi yılla bireyin deneyimleri farklılaşır ve farklı bir insana dönüşür.

Birey deneyimlerini hazmedip içselleştirerek değişmektedir. Bedende tek değişmeyen şey ruh'tur. Her yedi sene bir yeni bir bedene sahibiz ama ruh değişmezdir. Ruh ve ruh'tan gelen bilinç bizde aynı insan olduğumuza ilişkin hisse yol açar. Bilinç ve hafıza yaşamlarımıza süreklilik kazandırır, ama her yedi sene geçince önceki insanın aynısı değiliz. İnsan farkına varmadan değişmektedir, bireyde aynı insan olduğu izlenimini uyandıran bilincin sürekliliğidir. Böylece her yedi yıldan bir yeni bir bedene sahibiz. Tıpkı bunun gibi, fiziksel bedenin ölümünden sonra yeni bir beden almaktayız.

Ölüm ve yeniden doğum yaptığımız eylemlerin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Rasyonel evrende rastlantıya yer yoktur. Bu yüzden doğal felaketlerin de karmik nedenleri vardır. Doğal felaketler toplumların yaptığı olumsuz eylemlerin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bir çiftçi tarlasını sürerek karıncaların yuvalarını dağıtmakta ve külle kaplı zengin bir toprak elde etmek için tarlasını yakarak küçük hayvanları da ateşe vermektedir. Bu eylemlerin sonucu olarak çiftçinin evi yanıp kül olursa, buna şaşırmamalıdır.

Karma yasası edimlerin ürettiği tepkilerin biriktirilmesine, insanın eylemlerden sorumlu tutulmasına ve telafi edilmesine olanak sağlamaktadır. Peki, bu yaşamda telafi edilmemiş eylemlere ne olacaktır? Bunun için de yeniden bedenlenme vardır. Ruhi varlık yaptıklarının karşılığını almak için yeniden maddi beden almaktadır. Bu da tekrardoğuş yasasıdır.

Karma ve Tekrardoğuş yasaları birlikte işlemekte ve insanı geçmişe, şimdiye ve geleceğe bağlamaktadır. Ruhi varlık dünyaya birçok defa gelmektedir. Doğum, yaşam, ölüm ve tekrardoğuşun sürekliliği evrensel Karma yasası ile yönetilmektedir. Birey önceki hayatında yaptıklarının sonucunu bu yaşamda almaktadır ve bu yaşamda yaptıklarının sonuclarıyla sonraki hayatında yüzleşecektir. Böylece Karma sebep-sonuç ilişkisinin ahlaki yasasıdır.

Tekrardoğuş yasası gezegenimizde bulunan dini kitaplarda da verilmiştir. Fakat çeşitli dini tarikatlar bu yasanın mevcut olmadığına karar vermiştir. Örneğin, birçok Hristiyan tarikatı M.S. 553 yılında tekrardoğuş kavramını yasakşamıştır. Bu, tarikat uyelerini kontrol etmek için yapılmıştır. Eğer tarikat üyesi tarikat liderinin dediklerini yapmazsa, ebediyen cehennemde yanacaktır. Böylece insanları korku içinde tutarak kontrol etmek için birçok Hristiyan tarikatı evrensel tekrardoğuş yasasını inkar ederek uydurma kavramlar ortaya sürmüştür. Gerçi tekrardoğuş yasasını kabul eden Hristiyanlar da vardır, çünkü İsa tekrardoğuş yasasını çok net bir şekilde açıklamıştır.

Bazı "tantra" tarikatları dünyanın bir okul olduğuna ve ruhun bu dünyaya gelmesinin nedeni de öğrenmek ve gelişmek olduğuna inanmaktadır. Bu tarikatlara göre, ruhun tam gelişmesi için ruh bu evrende yedi veya ondört kere tekrar doğmalıdır. Bu mantıksız inançlar gerçeklere dayanmayan spekülasyonlardan kaynaklanmaktadır.

Birincil olarak Evrensel Ruhtan tezahür eden bireysel ruhlar mükemmeldir ve tam bilgiye sahiptir. Mükemmel bilgiye sahip olan bireysel ruhların bu cahaletle dolu maddi evrende öğreneceği hiçbir şey yoktur. Tam tersi, maddi evrene inen bireysel ruhlar illüzyon enerjisiyle örtülmekte ve sahip oldukları bilgileri unutmaktadır. Tabi ki, cehalet içinde olan bireysel ruhlar bir şeyler öğrenmek zorundadır ama onların maddi evrene gelme nedeni eğitim değildir. Bireysel ruhlar Tanrıdan özgür olma isteğiyle buraya gelmekte ve bu isteği gerçekleştirmek için Tanrıyı unutmak zorunda kalmaktadırlar. İllüzyon enerjisi bireysel ruhu örtmekte, Tanrıyı unutturmakta ve ona özgür olduğu hissini vermektedir.

İkincil olarak bireysel ruh ebedidir ve istediği kadar maddi evrende kalabilir. Maddi evrende kalmak için de bireysel ruh tekrar tekrar bedenlenmelidir. Böylece bireysel ruhlar bu evrende yüzlerce, binlerce, milyonlarca bazen ise sonsuza kadar tekrar doğmaktadır. Bu, ruhun isteğine bağlıdır.

Son zamanlar, varoluşun amacının bireyin ruhsal tekamülü olduğuna dair yaygın bir yanlış anlama ortaya çıkmiştir. Bu, bilgi yetersizliğinden kaynaklanan bir spekülasyondur. Her şeyden önce, eğer varoluşun amacı ruhsal tekamül olsaydı, o zaman etrafımızda sayısız çökmüş ruhlar olmazdı. İkincisi, eğer maddi evren tekamül etme yeriyse, o zaman ruhi düzeyden gelen ruhlar mükemmel değil ve gelişmeye ihtiyaçları var. Bu pürüzlü sonuç iddianın ne kadar mantıksız olduğunu göstermektedir. Gerçek şudur ki, ruhi varlıklar maddi evrene Tanrı'dan bağımsız olarak yaşamak ve Tanrı gibi olmak için gelmektedir. Bu sonuç, "Acaba Tanrı olabilirmiyim?" merakından kaynaklanmaktadır.

Maddi evrene gelen ruhlar bu merakı gidermek için eylemlerde bulunmakta ve Karma ağına yakalanarak Samsara döngüsünde dolaşmaktadır. Bu döngüden kurtulmak isteyen ruhlar ruhsal tekamül araçlarına baş vurmakta ve ruhsal tekamül o zaman başlamaktadır. Böylece maddi evren ruhsal tekamül için değil, meraklı ruhların isteklerini karşılamak için tezahür etmiştir.

Geçmiş hayatlardaki eylemler bireyin şimdiki kişiliğini oluşturmaktadır. Sebep-sonuç yasası olan Karma sürekli bir fenomen olan benliği yönetmektedir. Karma, hem kişiliğin genel özelliklerine, hem de pozitif veya negatif şartlara neden olmaktadır. Karma yasası anlaşıldığında, "masum" bir çocuğun neden feci bir kazada öldüğü ya da büyüyünce nasıl bir canavara dönüştüğü açıklanabilir. Bu yasa, iyi bir insanın niçin hep acı çektiğini ya da kötü bir kişinin neden başarılı olduğunu açıklamaktadır.

Karma hayatın her yönünü kontrol etse de, insan Yoga sayesinde kendi Karma'sını değiştirebilir, Karma'nın gidişatına müdahile edebilir, karmik tepkilerin tezahür etme şeklini etkileyebilir ve onlardan kurtulabilir.

Piyasada bulunan bir "karma" kitabında, "dünyada doğmamızın sebebinin çeşitli karmaların çözülmesi üzerine çalışmak olduğu" yazılmaktadır. Bu tür mantıksız iddia bilgi yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Aslında, bu dünyada doğmamızın nedeni önceki hayatlarda yaptıklarımızdır. Önceki hayatlarda ektiklerimizi biçmek için bu dünyada doğuyoruz. İnsan karmik etkilerden örülmüş bir ağ içinde doğmaktadır.

Ruhi varlığın Karma'sı ve tekrardoğuşu çok boyutlu bir gerçeklik yapısı içinde işler. İnsan aynı anda varoluşun üç boyutunda hareket etmektedir:
1. Fiziksel Boyut
2. Astral Boyut
3. Nedensel Boyut

Bir insan olarak içinde var olduğumuz üç boyut, çok daha büyük bir gerçeğin parçasıdır.

Zamanın akışıyla ruhi varlık "doğum" ve "ölüm" denilen bir süreç aracılığıyla bu üç boyutta bedenlenmektedir. Bu dünyada bir insan olarak hareket eden ruh üç boyuta denk gelen üç bedene sahiptir:
1. Fiziksel Beden
2. Astral Beden
3. Nedensel Beden

Astral boyut sıradan bir insanın algılamadığı bir düzeydir. Fiziksel beden öldükten sonra astral bedende bulunan ruh astral düzeye geçmektedir. Bu bakış açısından astral boyuta hayatın "öte tarafı" deyebiliriz.

Astral boyut üç düzeye ayrılmaktadır:
1. Üst Astral Düzey
2. Orta Astral Düzey
3. Alt Astral Düzey

Bazı kitaplarda üst astral düzeyin cennete, alt astral düzeyin ise cehenneme karşılık geldiği söylenmektedir. Bu yanlış bir yorumdur. Dini öğretilerde söz edilen cennet ve cehennem üst ve alt gezegen sistemleridir. Oysa astral düzeyler dünya gezegenine ait olan boyuttur.

Dünyanın fiziksel boyutuna hakim olan prensip maddedir, astral boyuta hakim olan prensip ise zihindir. Astral varlıkların ince enerjetik bedeni vardır. Ölüm zamanı fiziksel bedeni terk eden astral beden, fiziksel bedenin tam bir kopyasıdır. Yoga teknikleri sayesinde insan potansiyel teteneklerini geliştirince, astral boyutu görebilir ve astral varlıklarla doğrudan iletişim kurabilir.

Üst astral düzeyde pozitif enerjiyle yüklü varlıklar bulunmaktadır. Orta astral düzeyde pozitif ve negatif enerji arasında bir denge tutturmuş varlıklar bulunmaktadır. Alt astral düzeyde negatif enerjiyle yüklü varlıklar bulunmaktadır.

Mutluluk ve memnuniyyet içinde bedenini terk eden ruh üst astral düzeye yerleşir ve orada o mutluluğu yaşayarak uzun süre kalabilir. Dengeli bir insan olarak yaşayan, işine ve ailesine büyük bir bağlılık içinde bedenini terk eden ruh orta astral düzeye geçmekte ve kısa bir süre içinde yeniden doğmaktadır. Büyük acı, nefret ve öfke içinde bedeni terk eden ruh alt astral düzeye yerleşmekte ve orada kapana sıkışarak uzun süre kalmaktadır.

Ruhun yaşadığı duyguya olan bağlılık derecesi onu tutsak eder. Bu bağın ortadan kalkması uzun yıllar almakta ve bu süre boyunca ruhi varlığın olumsuz duygu ve düşünceleri çevresini olumsuz bir şekilde etkilemeye devam etmektedir. Astral varlıklar duygu ve zihinlerinin yarattığı bir dünyada yaşamakta ve çoğunlukla fiziksel bedenlerinin öldüğünün farkında bile olmamaktadırlar.

Yeniden bedenlenme süreci birçok kuralla idare edilir. Alt astral düzeyde bulunan varlıklar bedenlenmek için orta astral düzeye geçmelidirler. Astral varlıkların yeniden bedenlenmesi Karma tarafından yürütülmekte ve idare edilmektedir. Fiziksel dünyada yeniden doğmak için ruhi varlık belli bir ayıklama sürecinden geçmeli ve bir dizi şarta uymalıdır. Yeniden bedenlenmek kolay bir şey değildir.



Alt astral düzeyindeki varlıklar oradaki negatif koşullardan kurtulmak için bu dünyada doğmak ister. Güçlü istek sayesinde bu negatif varlıklar, bazen karmik güvenlik ağının arasından zorla bir yol açıp bir kadının rahmine girebilirler. Ancak böyle bir gebelik doğumla değil düşük ile sonuçlanmaktadır. Genellikle bu tür varlıklar düşürülür ve alt astral düzeye geri gönderilir. Bazen doğmak isteği o kadar şiddetli olur ki, varlık doğum aşamasına erişir. Fakat giriş yönteminin anormal olması sonuçu bu varlık deforme olarak doğmaktadır. Deforme beden varlığın eylemlerini engellemekte ve böylece negatif eğilimlerinin ortaya çıkmasını sınırlamaktadır. Birey ne kadar olumsuz eylemlerde bulunursa, o kadar sınırlı beden almaktadır. Böylelikle Karma bireyin negatif edimlerinin tezahür etmesini engellemektedir. Birey özgür iradesini ne kadar suistimal ederse, o kadar sınırlanır.

Çocukların ebeveynlerine fiziksel olarak benzemelerine rağmen karakterlerinin şaşırtıcı derecede farklı olmasının sebebi tabii ki Karma'dır. Çocuklar ebeveynlerin genetik havuzlarından yararlansalar bile, Karma gen zincirinde değişikliklere neden olmaktadır. Bu nedenle aynı ebeveynlerin çocukları farklı karakterlere sahipler.

Bir çocuk, dünya hakkında fazla bilgi ve deneyim edinmemiş ve sahip olduğu birçok özellik önceki hayatından gelen huyunun devamıdır. Çocuklar kısa süre önce ayrıldıkları astral boyutun anılarını doğumdan sonraki birkaç yıl boyunca taşır. Bu yüzden, bazen çocuklar önceki hayatlarını tüm detaylarıyla anlatır. Orta astral düzeyden gelenlerin önceki hayatındaki aileleri bulunabilir.

Ölüm anındaki hisler, duygular, düşünceler ve istekler astral boyuta götürülmekte ve öteki dünyada sürecek olan varoluş şartlarını belirlemektedir. Büyük bir bağlılık, korku ve acı içinde ölen kişi alt astral düzeye gitmektedir. Yogi ölüm anını bilinçli olarak seçmekte ve fiziksel bedenini terk ederek ruhi aleme yükselmektedir.

Sıradan insan karmik olarak belirlenmiş hayat sürecinin sonuna geldiğinde ölür. İnsan ömrünün sonuna gelmemişse, ağır hastalığa yakalansa bile, kesinlikle iyileşecek ve Karma izin verdiği güne kadar yaşayacaktır. Yogi Karma'nın etkisinden özgür olduğu için istediği kadar yaşayabilir.

Ruhi konularda farkındalığını geliştirmemiş sıradan bir insan ölüm esnasında da olup bitenlerin farkında değil. Fiziksel bedeni terk etmiş olmasına rağmen ölümün gerçekleştiğinin hemen farkına varamaz. Ruh fiziksel boyutta sahip olduğu enerjiyi tutmağa çalışır, bundan beslenir ve fiziksel boyutta faaliyet göstermeye çalışır. Bu enerji bir iki hafta içinde tükenir ve ruhi varlık fiziksel boyutta yaşayan insanlarla irtibat kurmak ve onların enerjisinden yararlanmak için çabalar.

Hala hayatta olduğunu düşünen ruhi varlık dayanılmaz bir açlık ve susuzluk hisseder ama bu hissi gideremez. Acı veren bu durum ruhi varlığın olup bitenleri anlayana kadar devam eder. Ruh fiziksel ölümü kabullendikten sonra Karma ile belirlenmiş yeni yaşamına doğru hareket etmeye başlar.

Yas törenleri ölen kişinin yeni durumunun farkına varmasına yardım etmektedir. Bir kazada veya bir savaşta ölen kişiler ölüm anında gelen korkuya kapılmakta ve alt astral düzeyde bu korku içinde yaşamaktadır. Bu kişiler için "öldüklerini" fark etmek çok zordur ve yüzlerce, bazen binlerce yıl astral boyutta kalmaktadırlar.

Ruhi evrim açısından fiziksel bedene sahip olarak fiziksel boyutta bulunmak çok daha avantajlıdır. Astral boyut, nesnel gerçeklikten daha çok öznel gerçeklik olduğu için tekamül etmek çok zordur. Bu yüzden, evrim etmek için astral boyuttaki varlıklar yeniden fiziksel beden almalıdırlar.

Ölüm anında kişinin bilincini ve enerjisini doğru yönde yönetmesi çok önemlidir. İnsan bilincini tümüyle Evrensel Ruh'a yöneltirse, ruhi boyuta yükselecektir. Ancak dünyadaki herhangi bir şeye veya kişiye zihinsel olarak takılıp kalırsa, astral boyuta geçecek ve yeniden bu gezegende bedenlenecektir.

Doğum ve ölüm detayları geçmiş olaylarla yakından bağlantılıdır. Eğer Yogi belli bir karmik düğümü çözümlemek isterse, ölümü bile erteleyebilir.

Karma ve Samsara olguları açıkça belirlenmiş kurallar tarafından idare edilmektedir. Bu olgular, yerçekimi ve elektromanyetizm gibi doğa yasaları tarafından inceden inceye düzenlenmektedir. Doğum ve ölüm olguları da belirli kurallara göre gerçekleşmektedir.

Ölüm anı geldiğinde kalp atışları durmaktadır. Eğer hayatta kalmak için Karma başka bir imkan sunmuyorsa, ölüm gerçekleşmektedir. Bu yaşamdaki eylemlerin sonuçlarını, karmik tohumlar şeklinde kaydeden astral beden harekete geçer.

Anahata Çakra merkezinde bulunan ruh astral bedene geçer. Bireyin bilinci hangi Çakra düzeyindeyse, ruh ölü bedenden dışarıya o Çakra'dan çıkar. Ruh bedeni terk ettiğinde yaşam güçü ve zihinsel enerji de onunla birlikte gider. Karma ruhun hangi boyuta gideceğini, nasıl yaşayacağını, nerede ve ne zaman doğacağını belirlemektedir. Bireyin Karma'sı ruhun hangi Çakra'dan çıkacağını belirler. Bu da ruhun bedenin ölümünden sonra hangi boyuta geçeceğini gösterir.

Karma yaşam boyunca tüm Çakra düzeylerinde birikmektedir. İnsanın bilinçi hangi Çakra düzeyindeyse, o düzeydeki karmik tepkiler bireyin davranışlarını ve karakterini en çok şekillendirmektedir. Bireyin ruhi gelişimi ölüm anındaki en aktif Çakra'yı belirler. Ruh bu Çakra düzeyinden bedeni terk eder ve bu düzeyde birikmiş Karma sonraki yaşamı en çok etkiler.

Güçlü maddi bağlılık Karma'sına sahip olan insanın ruhu Muladhara Çakra'dan bedeni terk eder ve astral boyutun alt düzeyinde ıstırap dolu bir yaşam sürer. Bu ruhi varlıklar çok bencildirler ve bağlılıkları o kadar kuvvetlidir ki uzun süre tekrar doğmaktadırlar.

Güçlü cinsel bağlılık Karma'sına sahip olan insanın ruhu Svadhisthana Çakra'dan bedeni terk eder ve kendini astral boyutun orta düzeyinde bulur. BU ruhi varlıklar Karma'larına göre bir süre sonra bedenlenmektedir.

İşine ve görevine kuvvetli bağlılık Karma'sına sahip olan insanın ruhu Manipura Çakra'dan bedeni terk eder ve astral boyutun üst düzeyinde zevkli yaşam sürer. Bu ruhi varlıklar rüya gibi neşeli yaşama kendilerini kaptırırlarsa, uzun süre yeniden doğmazlar.

Yaşamını kişisel kazancından ziyade insanların iyiliğine adamış, sevgi ve şefkatla dolu insanın ruhu Anahata Çakra'dan çıkmakta ve cennet denilen bir üst düzey gezegen sistemine ulaşmaktadır. Ruhi varlıklar cennet gezegenlerinde ya haz dolu yaşama kendini kaptırır ya da Yoga yaparak ruhi tekamülüne devam eder.

Spiritüel öğretmenlik yapan kişinin ruhu Vişuddha Çakra'dan bedeni terk eder ve daha üst gezegen sistemine ulaşır. Burası sevgi ve zeka ile dolup taşan bir boyuttur. Burada ruhi varlıklar Yoga yoluna devam eder.

22 Mart 2011 Salı

Kiropratik Nedir?

KİROPRATİK
Omurga ve sinir sisteminin (ilâçsız ve ameliyatsız) sağlığının korunması için tümüyle ellerle yapılan bir tedavi şeklidir.
Kiropraktik, gerçekte oldukça eski bir uygulamadır. Eski Mısır yazıtlarında kiropraktik tekniklerinin açıklamalarına rastlanmaktadır. Eski Hint, Çin, Babil ve Asur medeniyetlerinde de elle tedaviler uygulanmıştır. Teknik daha sonra unutulmuş ve ortadan kaybolmuştur.
Günümüzde ortaya çıkışı ise, Kanadalı Dr. Daniel David Palmer'in çalışmalarıyla olmuştur. İlk başarısını, kapıcısı Harvey Lilliard'ın sağırlığını boyun omurgasını elle düzelterek elde etmiş, bu ve bunu izleyen başarılarla cesaretlenen Palmer, bu tür tedavilerin anatomik ve fizyolojik temellerini daha derinlemesine inceleyerek bunlardan, kısa zamanda kiropraktik dediğimiz bir felsefe ve tedavi şekli ortaya çıkarmıştır. Palmer'den sonra kiropraktik hızla yayılmıştır. Bugün ABD, Kanada, Almanya, Fransa, Avusturalya, Yeni Zelanda, Danimarka, İsveç ve Norveç'de uygulanmaktadır. Kiropraktik dünyada en yaygın olarak tanınan ve yasallaştırılan bir alternatif tıp metodudur.
Nedir?
Kiropraktik, vücudun fonksiyonlarını yeniden dengelemek üzere elle eklemlerin düzeltildiği bir uygulamadır. En sık olarak düzeltilenler omurga eklemleridir. Kiropraktistler de modern hayatın, hepimizin karşı karşıya kaldığı travmalar, kazalar, duruş dengesizlikleri, zihni ve fiziki streslerin kas ve eklemlerde yaptığı anormalliklerle uğraşmaktadır.
Kiropraktik uzmanı hastayı sağlığına kavuşturmak için diyet, egzersiz ve dinlenmeyle ilgili öğütlerle beraber eklemleri de el ile düzeltmektedir. Bazen duruş eğitimi, masaj ve yoga'dan da yararlanır.
Nasıl Uygulanır?Önce hastanın şikayetlerini dinleyen kiroprakti uzmanı, onu fiziksel olarak muayeneden geçirirken, özellikle sinir sistemi ve omurgaya, duruş ve kas dengesizliklerine ve hassas olan bölgelere önem vererek bakar. Muhtemelen bu bölgelerle ilgili röntgen ve tahlil de ister. Bunların durumuna göre bir tedavi planı oluşturur.
Kiropraktik uzmanı temelde üç şey yapmaya çalışır.
1. Duruş bozukluklarını düzeltmek.
2. Omurga ve pelvis eklemlerine mümkün olabildiği ölçüde fonksiyonunu yeniden kazandırmak.
3. Ağrıya ve fonksiyon bozukluklarına yol açan sinir yıpranmalarını ortadan kaldırmak.
Kiropraktikte de, osteopatide olduğu gibi tehlikeler mevcuttur. Bu yüzden hasta tedavi olmak için mutlaka bu konuda uzman birisine gitmelidir.
Nerelerde Kullanılır?
Kiropraktik başlıca sırt ağrılarını, baş ve boyun ağrılarını, omuz ve kol ağrılarını, kas-iskelet ağrılarını, kayan diskleri tedavi etmek için kullanılır. Bununla beraber, kiropraktikin sinir sistemi üzerindeki etkisi sayesinde en umulmayan hallerde iyileşme görülebilmektedir. Bunlar; bazı migren vakaları, başağrıları, astım, hazımsızlık, artrit ile bazı duygusal ve stres durumlarıdır.
Özetlemek gerekirse kiropraktik, usta ellerde kısıtlı miktarda hastalığa çare olabilen bir uygulamadır.

13 Mart 2011 Pazar

Kuzukulağı Hakkında Bilgiler

Kuzukulağı Hakkında Bilgiler, Kuzukulağı Nedir, Kuzukulağının Sağlığa Faydaları, Kuzukulağının Faydası, Kuzukulağının Faydaları, Kuzukulağı nelere iyi gelir, Kuzukulağı Neye İyi Gelir, Kuzukulağının Yararları,

Karabuğdaygiller familyasından; nemli kırlarda yetişen, genellikle bir kaç yıl yaşayan, yeşil veya firfiri renkte orsu bir bitki cinsidir. Yaprakları hafifçe kabarık ve geniştir. Meyveleri üç köşeli veya yassıdır. Yurdumuzda yetişen türleri; Labada, büyük kuzukulağı, küçük kuzukulağı gibi çeşitleridir. Ev ilaçlarında büyük ve küçük kuzukulağının yaprakları kullanılır.
Kuzukulağının Faydaları
Yaprakları ile salata yapılıp, yenir. İdrar söktürür. Mide şişkinliğini giderir. Egzamalar üzerine kompress yapılır. Romatizmalılar, böbreklerinden hasta olanlar, yememelidir.

Kimyon Nedir, Kimyon Hakkında Bilgiler

Kimyon Nedir, Kimyon Hakkında Bilgiler, Kimyonun Sağlığa Faydaları, Kimyonun Faydası, Kimyon Neye İyi Gelir, Kimyonun Yararları, Kimyon nasıl kullanılır
Kimyon bitkisi Maydanozgiller familyasındandır. Mayıs ile Haziran aylarında bayez veya pembemsi çiçekler açan, 15 – 20 cm boyunda, bir yıllık otsu bir bitkidir. Anavatanı Mısır’dır. Yaprakları dar ince şeritler halinde parçalıdır. Çiçekleri 3-5 saplı şemsiye durumundadır. Meyveleri ovaldir. İçeriğinde, reçine, sabit ve uçucu yağlar vardır. Keskin, hoş kokuludur. Tohumları baharat olarak kullanılır.
Kimyonun Faydaları Nelerdir?
İştah açar. Hazımsızlığı giderir. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Birikmiş gazı söktürür. Hava yutmayı önler. Sinirleri yatıştırır. Sinirsel başdönmelerini keser. Anne sütünü artırır. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. İdrar söktürür. Yüksek tansiyonu düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Romatizma ve şişmanlıkta faydalıdır. Hamileler kullanmamalıdır.

Kefir Nedir, Kefirin Faydaları, Kefirin Yararları, Kefir Nasıl Yapılır

Kefir Nedir, Kefirin Faydaları, Kefirin Yararları, Kefir Nasıl Yapılır,Kefirin Sağlığa Etkileri
Kefir, kefir taneleriyle elde edilen Kafkas orjinli etilalkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir.
Kefir çok karışık mikrobiyolojik yapıya sahiptir. Boyutları 0,5-3 cm arsasında değişir ve fındık yada buğday tanesi büyüklüğünde beyaz, beyaz-sarı arasında renklerde küçük karnabahar veya patlamış mısır görünümündedir.
İnsanlar kendi hücrelerinin 10 katı sayıdaki (100 trilyon) faydalı bağırsak mikrobu ile ortak bir yaşam sürdürmektedir. Faydalı bağırsak mikropları (probiyotikler) çeşitli yararlarının yanında dış ortamdan gelen zehirli maddelerin kana geçmesini engelleyen koruyucu bir bağırsak tabakası oluştururlar. Bağırsaktaki sağlıklı mikrop dengesinin, zararlı mikroplar lehine değişmesi, yani bağırsaktaki mükemmel dengenin bozulması çok sayıda ivegen ve müzmin hastalığa yol açar.
Son yıllarda rafine gıdaların tüketimindeki artışa paralel olarak, turşu, kefir, boza, çeşitli salamuralar gibi geleneksel fermantasyon gıdalarının az tüketilmesi, süt ve yoğurt gibi fazla tüketilenlerin ise ekşimesin ya da kesmesin diye pastörize edilmesi ya da antibiyotik katılması vücudumuzun mükemmel probiyotik dengesini alt üst etmiştir.
Kefir nasıl yapılır?

Kefir yapılışında kullanılan süt kaynatılır ve metal olmayan (tercihan cam) bir kap içinde ılıtılır (süt temiz ise kaynatılmayabilir).
Üzerindeki kaymak tabakası alınır ve 1 çorba kaşığı kadar kefir mayası atılır ve süt iyice karıştırılır.
Kabın kapağı kapatılır ve süt 20-25 C ‘de kalacak şekilde kap bir yere bırakılır. Mayalanacak kab soba ya da kalorifer yakınına getirilir. Çevre ısısı düşük ise kabın etrafı bezle sarılır. Kabın 20-30°C’ lerde olması sağlanır. Kap içindeki süt normal olarak 18-24 saat sonra pıhtılaşır. Maya miktarı düşük ve ortam soğuk ise pıhtılaşma gecikir. Mayalanmış süt madeni olmayan bir tel süzgeçten ya da tülbentten süzülür. Süzgeç üzerinde kalan daneler tekrar maya olarak kullanılır. Kefir mayası (taneleri) hemen kullanılmayacaksa ağzı kapalı bir cam kavanoz içinde buzdolabında saklanır. Bazıları kefir tanelerini saklamadan önce yıkarlar. Eğer yıkama yapacaksanız kefir tanelerinin zarar görmemesi için klorsuz su kullanın. Saklanmak istendiği zaman daneleri örtecek kadar bardağa su koymak gerekir.
Kefirin Faydaları
Mikrobik enfeksiyonlara karşı direnci arttırır,
Serinletici aromasıyla kronik yorgunluğu giderir,
Stres azaltır, sakinleştirir ve kolesterolü düşürür,
Sinir sistemini güçlendirir,
Uykusuzluğu ve sinirsel depresyonu ortadan kaldırır,
Damar sertliğini ve kas kasılmalarını önler,
Yüksek tansiyonu düzenler ve dengeler,
Kan bozukluklarını giderir ve kanı temizler,
Karaciğer rahatsızlıklarını iyileştirir,
Cildi güzelleştirir ve parlaklık verir,
Egzema ve benzeri deri hastalıklarına iyi gelir,
Yara ve yanıkların hızla iyileşmesini sağlar,
İdrar yolu iltihaplarını tedavi eder,
Mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir,
Safra kesesi ve böbrek hastalıklarına iyi gelir,
Sindirim sistemini mükemmel şekilde düzenler,
Sağlıklı diyet için önemlidir, kilo almayı önler.

4 Mart 2011 Cuma

İnisiyasyon (Süluk) - İnisiyasyon Nedir - İnisiyasyon Hakkında

İnisiyasyon (Süluk) kimi ansiklopedilerde bireyin spiritüel gelişimi için, ‘spiritüel tesir’i alıp aktarabilen bir üstadın sert ve sürekli kontrolü altında, bir düzen ve disiplin içinde, sınavlara dayalı tarzda, metodlu olarak eğitimi şeklinde tanımlanmaktadır. İnisiyasyon sözcüğünün kökeni, Latince’de “bir yere girme, iştirak etme, kabul edilme, başlama” anlamındaki “initium” sözcüğüdür. Osmanlı tarikat geleneğinde bulunan “süluk” kelimesi de, “iplik, sıra, dizi, yol, meslek, tutulan yol” anlamlarındaki Arapça “silk” sözcüğünden gelmektedir. Bir inisiyasyonda üstad (inisiyatör, mürşid) tektir, öğrenci (inisiye adayı, mürit) ancak inisiyasyonu tamamladığı zaman inisiye olur. İnisiyasyonu tamamlamamış olanlara inisiye denmez.






Aday seçimi
Tüm eski inisiyasyonlarda gizliliğe ve aday seçimine dikkat edilmiştir. İnisiyatik bir organizasyona her önüne gelen giremezdi, böyle bir organizasyon talip olan adayları kendi kriterlerine göre bir elemeden geçirirdi. Adayda geçmişinden getirdiği birtakım yeteneklerin, belirli bir moral (manevi) ve zihinsel düzeyin olup olmadığına bakılırdı. Adayda aranan gereken koşullar, gereken kapasite yeterli görüldüğünde aday birtakım sınavlardan geçirilirdi. Bu sınavlar her inisiyasyonda farklı olmuştur. Hakkında az çok bilgi sahibi olunan inisiyasyonlar arasında, eski Mısır, Moğolistan, Şamanizm, Maya, Mitraizm, Eleusis, Orfe ve Pisagor inisiyasyonları sayılabilir. Eski Mısır’daki gibi sert inisiyasyonlarda bazı sınavların ölümle sonuç verdiği anlatılmaktadır.

Eğitim
İnisiyasyonlarda üstad, bilgileri modern eğitimdeki gibi öğretmezdi. Yani bilgilerin hafızaya depolanması tarzında bir eğitim vermezdi. Yalnızca yolu ve yöntemleri gösterirdi. Öğrenci kurtuluş ya da aydınlanma denilen hedefe kendi iç çalışmasıyla erişmek zorundaydı. Nadiren de olsa, inisiyasyonu tamamlamadan ayrılmış olanların var olduğu belirtilmektedir. Bir inisiyatör, öğrencisinin kalbinden ve aklından geçenleri bilebilir ve hatta onun rüyalarını denetleyebilirdi. Bu yetenekten M.T.İ.A.D. eski başkanı Ergün Arıkdal psikoskopi adıyla söz eder. Asya’nın şamanist inisiyasyonlarında da üstadların öğrencisini öte-aleme götürüp geri getirdiği hakkında sayısız bilgi vardır. Mircea Eliade kitaplarıyla bu bilgilerin bir kısmını aktarmıştır. Benzer yetenekler Tibet’in eski Bon dininin şamanlarında da görülür.

İlk aşama ve ikinci doğuş
İlk eleme sınavlarını başarıyla atlatan öğrenciyi üç temel aşamanın ya da yedi tali aşamanın sözkonusu olduğu bir eğitim beklerdi. Bu üç temel aşamanın içerdiği ilahi hakikat bilgileri “sırlar” anlamına gelen misterler sözcüğüyle ifade edilir. Bunlar küçük misterler, büyük misterler ve hakiki misterler olarak bilinir. Kimileri küçük sırları çıraklık sırları, büyük sırları kalfalık sırları, hakiki (hakikata ait) sırları da ustalık sırları olarak adlandırır. Evrensel yasalar ile imajinasyon denetlemesi, nefs denetlemesi ve psişik yetenekler hakkındaki teorik bilgilerin verildiği birinci aşamanın sonlarina dogru aday ogrendikleri konusunda cesitli sinavlardan gecirilirdi. Bu sinavlardan basariyla gecen aday,sonunda “cehenneme iniş”,”yeraltına iniş” ya da “ölüm deneyimi” adı verilen, derin bir trans halinde geçmişiyle yüz yüze kaldığı bir gece geçirirdi. Bu tüm gerçek inisiyasyonlarda uygulanan bir deneyimdir. “İnisiyatik ölüm” de denilen bu deneyim sırasında trans halindeki aday, kimilerinin spatyum, kimilerinin esîrî, kimilerinin astral, kimilerinin gayb alemi dediği öte-alemde, görünmeyen alemde geçmişten getirmiş olduğu menfi birikimlerden vicdanî hesaplaşmayla kurtulmak zorundadır. Bu çok sarsıcı deneyimi sırasında, psişik yetenekleri çok güçlü olan üstadı onu yalnız bırakmaz, öte-alemdeki bu hesaplaşması sırasında kimilerinin astral seyahat, kimilerinin şuur projeksiyonu dediği yolla yanında olur. Platon ve Orfe, “vicdani hesaplaşma” da denilen bu deneyimin ilk etabını, zaten her insanın öldükten sonra yaşayacağı bir “kendi kendini yargılama” ve kefaretini ödeme olarak betimler. Deneyim sonunda aday, menfiliklerinden arınarak, yeryüzünde doğmadan önceki “saf şuur hali”ni elde etmiş bulunmaktadır. Kendisi ölüm-ötesi alemde yaşadıklarından sonra öyle büyük bir değişim ve dönüşüm geçirmiştir ki, bir çocuk kadar, yeni doğmuş bir bebek kadar saflaşmış durumdadır. Aslında inisiyatik dilde “birinci doğuş” denilen bu deneyime, sonradan, egzoterik kesimce, anneden doğuş ilk doğuş olarak kabul edildiğinden, ikinci doğuş adı verilmiştir.

İkinci ve üçüncü aşama
kinci aşama inisiye adayının teorik olarak öğrendiklerini uygulama aşamasıdır. Adayın yüksek şuur hallerini, görünmez alemi ve birtakım realiteleri bizzat deneyimleyerek tanımasıyla edindiği bilgilerdir. Psişik yeteneklerin de geliştirildiği bir aşamadır. Tarihteki büyük majisyenlerin hepsi inisiyelerin içinden çıkmıştır. Fakat nefislerini denetleyebildikleri için bu güçlerini çıkarları için kullanmamışlardır.

Aslında inisiyatik dildeki ikinci doğuş bu aşamanın sonunda sözkonusu olurdu. Üçüncü aşama ise adayın spiritüel tesiri manevi alemden kendi başına, yani üstadı olmaksızın çekip aktarmayı başarmasıyla, daha doğrusu bu aktarıcılık halinin süreklilik kazanmasıyla tamamlanırdı. Bunun en belirgin belirtisi sezgi yoluyla (ilham, vahiy tarzında) bilgiler ifade etmesiydi. Artık karanlıkta yolunu görebilmesi için üstadının ışığına ihtiyacı yoktu kendi yolunu kendisi aydınlatabilir, hatta karanlıktaki diğerlerine de ışık tutabilirdi. Kendisine üç kez doğuş yaşatmış inisiyatörü elbette onun için “baba”ydı, o da “oğul”du. Bu yüzden inisiyelerden söz eden pek çok tradisyonda inisiyeler “oğullar” sözcüğüyle nitelendirilir. Ustasından manevi diplomasını alan inisiye isterse başka bir yerde kendi inisiyasyonunu kurabilirdi. Buna Anadolu’da el almak denir. İnisiye olmuş kişinin kendisi de başkalarını inisiye ettiği takdirde bir zincir meydana getirilmiş olur ki, bu zincire hermetik zincir, inisiyatik zincir, guru-parampara gibi çeşitli adlar verilmiştir.

İnisiyatik ünvanlar
Antik Yunan'daki inisiyasyonlarda kutsal misterleri açıklama fonksiyonunu belirtmek üzere, üstada verilen unvanlardan biri hiyerofanttır. Bu unvan “kutsal” anlamındaki “hiereos” sözcüğü ile “göstermek” anlamındaki “phainein” sözcüklerinden türetilmiş olup, “kutsalı gösteren” anlamına gelmektedir. Mistagog ise üstada verilen bir başka unvan olup, ilk aşamayı tamamlayan adayları sevk etme fonksiyonunu belirtir. “İnisiye edilen kişi” anlamına gelen “mystes” sözcüğü ile “sevk eden” anlamına gelen “agogos” sözcüklerinden türetilmiştir. Mist (mystes) sözcüğü kimilerine göre Grek tradisyonuna eski Mısır’dan geçmiş olup, ilk aşamayı tamamlayanlar için kullanılırdı. Fakat antik Yunan'da, ilk aşamayı tamamlayanlar için, “yeni yetişen bitki” anlamındaki neofit sözcüğü tercih edilmiştir.

Büyük inisiyeler
René Guénon gibi kimi yazarlar, İsa Peygamber ve Sakyamuni Buda’nın da aslında birer inisiye olduklarını ve onların üstad oldukları organizasyondan egzoterik kesime (avamı beşere) sızan bilgilerin sonradan birer din haline dönüşmüş olduklarından söz ederler. Batı kaynaklarında bilinen büyük inisiyeler arasında geçen belli başlı isimler Hermes Trismegistus, Sakyamuni Buda, Musa Peygamber, Pisagor, Platon, Orfe ve İsa Peygamber olarak belirtilir. Kuşkusuz bu isimlere Sufilik’ten, İslam ezoterizminden (Batınilik) birçok ismi eklemek gerekir. Bu liste aslında daha uzun olmalıdır. Çünkü inisiyasyonlarda gizlenme temel bir ilke olduğundan pek çok inisiyasyon ardında fazla kimlik bilgisi bırakmadan yok olmuştur.

İslami ezoterizmde inisiyasyon
İnisiyasyon denilen eğitim, Batınilikte, genel olarak “tedris, irşat” olarak ifade edilmekle birlikte, Tasavvufçular ve İslam İlahiyatçıları inisiyasyon sözcüğünün özel anlamdaki karşılığının tasavvuf olduğunu düşünürler. Bir inisiyasyonda tek olan üstad inisiyatör adı ile ifade edilir. İnisiye adı sözcük anlamıyla başlamış, kabul edilmiş anlamına gelmekteyse de terim günümüzde, inisiyasyonu tamamlayanları ifade etmek üzere kullanılan bir terim haline gelmiştir. Batınilikte üstad için mürşit, öğrencileri için mürit terimi kullanılır.
İnisiyasyon, tradisyonel ezoterik bilgilerin belli şartları taşıyanlar arasından seçilenlere uygulanan bazı deneysel sınavlar sonucunda başarılı olanlara aktarımı olarak da ifade edilebilmekle birlikte, inisiyasyon bilgi aktarımından ibaret değildir; hedef öğrencinin iç çalışmasıyla kendini geliştirerek, “kurtuluş” denilen hale ulaştırması ve spiritüel tesiri kendi başına aktarabilecek olgunluğa ulaşmasıdır.
Bu tür seçimler inisiyatörün sahip olduğu manevi nitelikleri taşıyanlar arasında yapılır; bu manevi nitelikler, kişinin irfanı kabul edip edemeyeceğini belli eden vasıflardır. Bu niteliklere sahip kişi manevi tekamül yoluna girmek üzere kendisi bizzat inisiyasyon merkezine gidebileceği gibi, bazen inisiyatör bu tür kişileri uzaktan takip edebilir ve belli bir noktadan sonra eğitim için yanına alabileceği gibi uzaktan da eğitebilir. Mevzu bahis vasıflara sahip kişiler belirli bazı yöntemlerle imtihan addedilen bir deneme sürecine sokulur; bunlar genelde manevi niteliklerin açığa çıkarılıp uygulanmasına dönük fiili sınavlardır.
Sınavlardan sonraki aşamada inisiyelere gizli sırlar öğretisi öğretilerek kişinin bilmek'le değil olmak'la sırları çözeceği gösterilir. Bununla birlikte inisiyasyon sürecinde devam eden eğitim üç ana başlık altında toplanır: Yaratıcı Mutlak Güç, İnsan ve Sırları, Kozmoloji.

Ezoterik bilgi ile egzoterik bilginin kıyaslanması
İnisiyatik bilgi, onun dışında kalan profan ya da egzoterik bilgiden tamamen farklı bir yapıda ve haldedir. Profan bilginin fiilen yaşama dahil edilmesi zor veya dolaylıdır. Oysa inisiyatik bilgi yaşamla daima iç içe olan belli bir tahakkuk süreci gerektiren bir bilgi türüdür. Zaten profan bilginin algı merkezi bilinçteki rasyonel akıl diyebileceğimiz dünyevi zeka ve kavrayışken inisiyatik bilgi kişinin hakikati idrak kabiliyeti olan müdrike, intelect'tir. Zaten entelektüel kelimesinin gerçek anlamı da bu irfanı kavramış yetkin kişilere işaret eder. İntelect rasyonelite gibi zekaya dayalı olarak değil bizzat idrake dayalı olarak hakikati sezer ve sonrasında açıkça görür. İnisiyasyonun temel konusu olan Yaratıcı Mutlak Güç insanı kendi kemali üzre var ettiği için inisiye eğitim sürecinde esasen öğrenmeye değil zaten kendi gerçekliğinde mevcut olanı hatırlamaya çalışır ve insanın bu yönüyle Kainat'ı incelemesi dahi aslında kendindeki bilgiye ulaşma çabasıdır. Bunun içinde tüm gayretini kendini tanımaya vererek kıyaslamalı olarak Kozmolojide gördüğü manaların kendindeki sembollerini bir bir açığa çıkararak kendini gerçekleştirir.

Gizlilik ilkesi
İnisiyatik bilginin avama anlatılamayacak sır nitelikli yapısı nedeniyle bu eğitimi aktaran merkezler tarih boyunca gizlilik ilkesiyle saklanmışlardır. Aksi taktirde aktarılan irfanın, dinin ezoterik yani içrek-batıni yönünü taşıması nedeniyle yanlış anlamalara ve inanç sapkınlıklarına yolaçacağı biliniyordu. Bu nedenle inisiyatik merkezler;
1.İnisiyelerin gizli seçimlerine dayalı bir yapısal genişlemeye sahip,
2.İnisiyatik öğrenimi tamamlamış inisiyelerin başkalarını yetiştirmek üzere oluşturulan hiyerarşik yapısı sayesinde öğretisi silsile ile aktarılan,
3.Öğretinin aktarımında hem kozmolojik varoluşla yapılacak olan kıyaslamalarda kolaylık sağlamaya hem de yine gizliliği devam ettirme de rol oynaması bakımından sembolizmin ağırlıklı olarak kullanıldığı toplumdan uzak merkezlerdir.

26 Haziran 2010 Cumartesi

Nadi ( Nada ) Nedir

NADİ
Nadi kelimesi Nada sözcüğünden gelmektedir. Sanskritce Nada 'boru', 'ses', 'hareket', 'titreşim' ve 'rezonans' demektir. Böylece Nadi 'boru' veya 'kanal' anlamına gelmektedir. Burada Nadi 'biyoenerji kanalı' anlamında kullanılmaktadır. Nadi kan damarı gibi boru biçiminde olan ve biyoenerji geçiren kanaldır. Bunun dışında Nadi kelimesi 'hareketli enerji' anlamına gelmektedir. Nadi hareket eden enerjiyi taşıyan araçtır. Nadi kanalının yalıtılmış elektrik teli gibi 3 tabakası vardır. En iç tabaka Sira, orta tabaka Damani ve en üst tabaka Nadi adlandırılmaktadır.

Eski metinlere Nadi sozcüğü bazen 'akım' anlamında kullanılmaktadır. Bu metinlere göre, bedende yüz binlerce Nadi mevcuttur. Enerji düzeyini görme yeteneğini geliştirmiş insan Nadi kanallarını ışık akımları şeklinde görmektedir. Günümüzdeki bazı kitablarda Nadi sözcüğü 'sinir' veya 'kan damarı' gibi tercüme edilmekte ve anlatılmaktadır. Bu yanlış kavramdır. Sinirler ve damarlar fiziksel boyuta, Nadi ise enerjetik boyuta aittir. Aslında Nadi ince enerjetik maddeden oluşmaktadır. Nadi kanalları sinirlerle bağlantılı olduklarına rağmen aslında enerjetik bedenin bir parçasıdır. Bunun dışında Sanskrit kelimesi Snayu 'sinir' demektir. Nadi, enerji akımını geçiren ince kanaldır. Enerji kanalları fiziksel gözlerle görülemez olduklarına rağmen kan damarları gibi gerçektir. Nadi konusunda eksiksiz bilgiler insan bedeninde hareket eden enerjinin çok boyutlu doğasını anlamağa yardım etmektedir.

Nadi adlanan enerji kanalları Çakra adlanan enerji merkezleriyle bağlıdır. Enerji merkezleri, bedensel ile psikolojik enerjilerin fiziksel düzeyde birbiriyle temasa geçme yerleridir. Prana adlanan evrensel enerji ise bedensel ile zihinsel düzeyi ve zihinsel ile spiritüel düzeyi biribirine bağlayan güçtür. Aslında bedensel, zihinsel ve spiritüel tüm alanlarda birlikte çalışmaktadır. İki tür Nadi mevcuttur:
1. Pranavaha Nadi
2. Manovaha Nadi

Pranavaha Nadi kanallarından evrensel enerji Manovaha Nadi kanallarından ise zihinsel enerji geçmektedir. Genelde Pranavaha Nadi ile Manovaha Nadi kanalları bir arada bulunmaktadır. Bu kanallar özerk sinir sisteminin duyulara ilişkin sinirleriyle bağlantılıdır. Bedensel ile psikolojik düzeyler biribiriyle çalıştığı gibi enerji kanalları sistemi özerk sinir sistemiyle birlikte çalışmaktadır.

Nadi kanalları vasitesiyle enerji tüm bedene yayılmaktadır. Bu kanallar ince enerji düzeyinde yerleşmektedir. İcra ettiği işlevlere göre enerji kanalları farklı isimler taşımaktadır. Minik enerji kanalları Nadika adlandırılmaktadır. Enerji şebekesi Nadi-Çakra adlandırılmaktadır. Enerji kanallarınını varlığı bilim adamları tarafından onaylanmıştır.

Nadi-Çakra şebekesinin doğası ve çalışma prensipleri sinir sisteminden farklıdır. Sinir sisteminde enerji sinirler aracılığıyla yayılmakta, enerji elektrikseldir ve fiziksel/kimyasal temele dayanarak çalışmaktadır. Bu enerjinin fonksiyonları sınırlıdır. Nadi-Çakra şebekesinden akan enerji daha kapsamlı ve etkilidir. Bu enerji daha ince düzeyde çalışmakta, daha üstün güçe sahip ve sinir enerjisini destekleyerek güçlendirmektedir. Bu enerji alanı daha incedir. Bu enerjinin inceliğini belirtmek için Sukşma yani 'ince' terimi kullanılmaktadır. Bu, Patancali'nin Yoga Sutra kitabında anlattığı maddenin Bhuta adlanan üçüncü biçimidir. Enerjinin bu ince yönü Vayu (enerji akımı) da adlandırılmaktadır. Vayu kelimesi Va kökünden gelmektedir. Va sözcüğü 'hareket' demektir. Böylece Vayu kelimesi 'hareket eden' anlamına gelmekedir. Tekniki anlamda Vayu biyoenerjinin aktif hareketli halidir. Bedende 10 Vayu yani 'enerji akımı' mevcuttur. (Yoga: Pranayama – Nefes ve Enerji Kontrolü kitabına bak)

Sinirsel enerjiden daha ince olan bu enerji teknik olarak Nadi adlandırılan enerji kanalları aracılığıyla yayılmaktadır. Nadi kanallarını sinirlerle karıştırmamak için Yoga-nadi terimi kullanılmaktadır. Vayu adlanan 'enerji akımı' sinir itmesinden farklı bir olaydır. Sinir itmesi kimyasal enerji sistemine dayanan eksi elektriksel güç dalgasıdır. Onun hareketi sinirlerle sınırlandırılmıştır. Vayu enerji akımı gizli temel enerjinin açık biçimidir. Vayu akımı Nadi kanallarında devamlı hareket etmektedir.

Nadi kanalları ince enerji boyutuna aittir. Bedende birkaç bin Nadi bulunmaktadır. Bu kanallardan çoğu kalp ve göbek bölgesinden başlamaktadır. Nadi kanalları Kandasthana adlanan iki merkezden başlamaktadır. Bu merkezlerden biri göbek deliği bölgesinde, diğeri ise kalp bölgesinde yerleşmektedir. Sanskrit dilinde yazılmış kitaplar bu kanalların başlangıç ve son noktalarını tüm detaylarıyla açıklamaktadır.

Kalp bölgesinde yerleşen merkez Hridaya veya Hrit adlandırılmaktadır. Hrit merkezi kalp organının içinde değil Suşumna adlanan merkezi enerji kanalının içinde yerleşmektedir. Bu merkez Suşumna kanalının kalp bölgesinden geçtiği yerde bulunmaktadır. Hrit merkezinden enerji kanalları fiziksel organlara ve beyne uzanmaktadır. Bu kanallardan akan enerji çeşitli organları ve beyni çalıştırmaktadır. Hrit merkezi enerji kanallarının çalışmasını desteklemektedir. Çakra teknikleri sayesinde Hrit merkezi aktifleştikte bu merkezde enerji toplanmakta ve Suşumna kanalı canlanmaktadır.

Anüsten on iki parmak yukarı, karın bölgesinde yumurta biçimli Kandasthana adlanan birinci merkez vardır. Bu merkezden 72 000 Nadi tüm bedene yayılmaktadır. Her kanal binlerce minik kanallara dallanmaktadır. Bu kanallar vücuda her yönde nüfuz etmekte ve sayısız işlevler icra etmektedir. Kanallardan akan enerji fiziksel ve zihinsel fonksiyonları desteklemektedir. Enerji kanallarının bedenin yüzeyine binlerce çıkış yerleri vardır.

Sanskrıtce yazılmış Kankalamalini Tantra, Gandharva Tantra ve Todala Tantra kitaplarında 35 000 000 enerji kanalından söz edilmektedir. Şiva Samhita kitabı ise 350 000 enerji kanalından bahsetmektedir. Bunlardan 108 Nadi esas enerji kanalıdır. Bu kanallardan 14 Nadi önemlidir. Bunlardan 3 enerji kanalı çok önemlidir. Çok önemli üç enerji kanalı Suşumna, İda ve Pingala adlandırılmaktadır. Bu üç kanaldan Suşumna en önemlisidir.

13 Haziran 2010 Pazar

Reiki Nedir? Reiki Hakkında; Reiki Dereceleri, Çakralar, Uyumlama

Reiki Nedir?







Reiki inancına göre; evrende varolan her şey bir enerjidir.
İnsan da iki boyuttan oluşur; enerji ve fizik boyutları. Her şey önce enerji boyutunda gerçekleşir ve daha sonra fizik boyutuna geçer. Reiki de özel bir tür yaşam enerjisidir. Kişinin bilincini ve yaşama bakışını değiştirerek onda temel bir denge oluşturur. Böylelikle yaşamını denge içinde, sağlıklı olarak sürdürmesini sağlar.

"Evrensel Yaşam Enerjisi" (Universal Life Force Energy) anlamına gelen Reiki binlerce yıl önce Tibetli Lamalar'ın kullandıkları Raku-Kei adlı enerji ile iyileşme yöntemine verilen isimdir. "Ruhsal Bilgelik Rehberliğinde Yaşam Gücü" olarak da ifade edilen Reiki şu iki anlam bileşeninden oluşur. "Rei" Tanrı bilincine sahip, bilgili, akıllı ve yaradılıştaki sevgi gücüne sahip demektir. "Ki" ise enerji anlamına gelir.

Reiki bu enerjiye sahip bir kişinin ellerini bedenine koyarak enerjisini kendine ya da başkalarına aktarmasıdır. Bu kişi bir Reiki ustası olmalıdır.

İnsan vücudunda herhangi bir sorun meydana geldiğinde bu aslında enerji sisteminin karışması, dengesinin bozulmasıdır. Baş ağrısı ve psikolojik sorunların yanı sıra herhangi bir organdaki fonksiyon bozukluklarına varana kadar enerji karışıklığı yaşanan durumlarda Reiki enerji sistemine saf bir enerji olarak girer.

İnsanın hem fizik bedenden hem de enerji bedenden oluştuğunu söylemiştik. Fizik bedendeki damar ve sinir sisteminin enerji bedendeki karşılığı meridyen sistemidir. Meridyenler enerjinin aktığı kanallardır. Bedendeki önemli enerji merkezlerine "çakra" adı verilir. "Çakra" adı verilen noktalara ellerimizi koyarak enerji transferi yaptığımızda enerji karışıklığını gidermiş, dengeyi sağlamış oluruz.

Reiki Eğitimi


Herkese açık olan Reiki eğitimi bir gün gibi kısa bir sürede tamamlanabilir. El vererek öğrenilir. Önce teorik kısım öğretilir. Daha sonra, el verme esnasında kişi gözleri kapalı bir şekilde 15-20 dakika sakin bir şekilde oturur ve Reiki eğitimini manevi olarak edinmiş olur. Reiki ustası olmak da çok zor değildir. Önemli olan istemek ve gerekli çalışmaları yapmaktır. Reiki eğitim süreci 3 aşamadan oluşur




Modern tıp ve Reiki

Enerji beden ve fizik beden birbirinden ayrılmadan hareket eder. Birbirlerinin tamamlayıcısıdır. Bu durumda modern Batı tıbbı ile Reiki birbirinin zıddı değil tamamlayıcısıdır.

Fiziksel bedenimizin etrafında onu kuşatan bir de enerji bedenimiz vardır. Bu enerji bedende 7 adet çakra yani enerji merkezi vardır. Çakralarımız doğduğumuzda temiz ve açıktırlar. Yaşam boyu edinilen negatifliklerle (kıskançlık, hırs, öfke, ego) çakralarımız kirlenir ve kapanırlar. Çakralarımız kapandığı için evrendeki kozmik enerjiyi bedenimize aktaramayız.

Çakraların fizik bedendeki karşılıkları Endokrin sistemlerinin bulunduğu yerlerdir. Reiki ile oluşan enerji dengesizliğini dolayısıyla fizik bedendeki sorunları da iyileştirebilmek mümkün.

UYUMLAMA: (İnisiyasyon)


Reiki’yi diğer şifa yöntemlerinden ayıran uyulmama sürecidir.
Uyulmama bir şifa terapisi değildir. Şifacıyı uyandıran sürecin ta kendisidir.
Verilen bilgiler, sizin inisiye olmanızı sağlamaz. Uyumlanmış reiki
Uygulamacısına yol gösterir.

Reiki 1-2-3 uygulamacısı olabilmek için, kendiside eğitim ve uyumlama almış
Bir öğretmen tarafından uyumlanması gerekir.
Reiki uyulmaması, enerji kanallarındaki engelleri temizler. (Tıkanıklıkları açar, depolanmış fazla enerjiyi boşaltır.)
Çakralar adını verdiğimiz enerji merkezlerini dengeler. Bütün bunlar birkaç dakika içinde gerçekleşir. Uyumlama bilgileri Reiki 3 derslerinde verilir.
Uyumlama süreci alıcıdan negatif karmayı uzaklaştırır. Bu Ki’nin alıcıya özel bir hediyesidir.

Uyumlama tamamlandıktan sonra ‘şifacı uyandırılmış’ olur. Kaynaklar ‘ şifacının yaratılmasından söz eder. ‘uyandırılma’ özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum.
Uyumlama süreci yok olan bir şeyi oluşturmuyor.
Bu bizim DNA larımıza işlenmiş durumda. Biz bunu unutmuş ya da unutturulmuşuz.

Uyumlama doğumumuzdan bu yana bir yığın etkenle bozulan şifrelerimizi onarır,
Kaybettiğimiz bilgileri bize geri verir.

Uyumlama bitiminden hemen sonra Reiki ile yolculuğumuz başlamış demektir.
Bu yolculuğu nasıl yapacağımızın kararı yine bize aittir. Bizi rahatlatacak önemli şey,
biz neyi seçersek onu yaşayacağımızdır. Bu güne dek yaşadığımız her şeyin bizim seçimiz olduğunu kavramak olacaktır. Sonuçlarını yine biz üstleneceğimiz için seçimlerimiz de bize aittir.
Hepimiz birer şifacıyız ve şifa her yanda.


AURA VE ÇAKRA



İnsanların vücudunu çevreleyen elektromanyetik alana aura denir. İnsan aurası evrensel enerjiden beslenir ve sürekli olarak evrensel enerjiyle iletişimdedir. Aurada 7 ana enerji merkezi bulunur. Bu enerji merkezlerine çarka denir.

Enerji hiçbir blokaj olmaksızın aktığında ve gerekli miktarda serbestçe hareket ettiğinde yararlı olur. Bu akış bozulduğunda, merkezlerdeki enerji noktalarında dengesizlikler oluşur. Enerji uyumunun bozulması ruhsal ve fiziksel rahatsızlıkları yaratır. Kişinin normale dönmesi için bu fazla enerjinin sabitlenmesi gerekir.




ÇAKRA DENGELEMESİ
1- Taç ve Kök çarka


2- Sakral ve Alın
3-Boğaz ve Solar Plexus
4-İki el kalbin Üstünde
5-Boğaz ve solar plexus
6-Alın ve sakral
7-Taç ve kök sakral

KÖK ÇAKRA Kırmızı

SAKRAL Turuncu

SOLAR PLEXUS Sarı

KALP Yeşil
Boğaz Açık mavi
Alın çivit mavisi

Taç çarka mor

27 Mayıs 2010 Perşembe

Quantum - Kuantum Dokunuş Nedir

QUANTUM DOKUNUŞU NEDİR?
Sevgi şifa enerjisinin transferini sağlayan evrensel bir titreşimdir.

Quantum-touch görülmeden inanılması imkansız bir şifa sistemidir.Etkileri öylesine hızlı ve olağan dışıdırki, hafif bir dokunuşla ağrıların azaldığını yada yok olduğunu, açık yaraların hızla kapanmaya başladığını,kemiklerin kendilerini yeniden düzenlediklerini görebiliriz.


Quantum-Touch'ı öğrenerek kendimizi güçlendirmek, yaşamımıza renk katmak için beden taramaları yaparak farkındalığımızı artırmak ve nefes tekniklerini öğrenmek yeterlidir.

Quantum-Touch için, işlevi gereği uyumlama tekniği diyebiliriz. Şöyleki: Bir odanın duvarlarına karşılıklı olarak iki sakraçlı saat yerleştirelim, ve değişik yönlerde çalıştıralım. Bir süre sonra her iki saatinde sakraçı aynı yönde çalışıyor olacaktır.

Aynı şekilde: sıcak bölgelerde akşam saatleri bazı yerlere kümelenip düzensizce yanıp sönen ateş böcekleri. Kısa bir süre sonra tek bir ışık olarak yanıp söneceklerdir. Bütün bunlar doğal olarak uyumlanmadır.

Quantum-Touch, iki değişik enerji frekansına sahip bedenin bir araya gelip, enerjisi düşük olanın yüksek olana uyumlanarak şifa sürecine girmesidir.

Binlerce yıldır bir çok kültür tarafından bilinen ve kullanılan yaşam gücünü sadece batı kültürü kabul edememıstir. Batı kültürü her şeyin niyesi ve ispatı olması gerektiğini düşündüğünden yaşam gücünü kabullenememişlerdir. Çünkü yaşam gücünü ölcebilecek aletleri yoktu, elle tutamıyor gözle göremiyorlardı ve kabul edilemezdi.Bu yaklaşam, dokunamadıkları,koklayamadıkları hatta boyutlarını ölçemedikleri için sevgi denilen o yüce evrensel enerjiyi yok saymak gibi bir yaklaşımdı.

Yaşam enerjisi insan zekasının üstünde bir zeka seviyesinde işler ve yaşayanla yaşamayanı ayırt eder.Quantum-Touch, nefesimiz yardımıyla çakralarımızda güçlendirip ellerimizle yönlendirdiğimiz çok güçlü ve hızlı sonuca varan enerji sistemidir. Evrende varolan ve farkında olmadığımız için yararlanmadığımız bu enerji hafif dokunuşlarlarla kendimizin veya başkalarının enerji frekanslarını yükseltip, vücudun kendi kendisini iyileştirmesine ve yaşam kalitesini arttırmasına aracılık eder.

Quantum-Touch’da Reiki’de olduğu gibi uyumlama yada sembol yoktur sadece bolca pratik gerektirir. Quantum-Touch eğitimi alıp nefes tekniklerini ve el pozisyonlarını öğrenen bir kişi, kendisine şifa verebildiği gibi yanındaki birine yada uzaktaki birine, yada birilerine ( aynı anda birden fazla kişiye şifa gönderilebilir) rahatlıkla şifa gönderebilir. Bu şifa fiziksel bedene olduğu kadar duygusal bedenede etki eder.



Nıye hasta oluruz

Tüm canlıların bedenleri mükemmel bir donanıma sahiptir. Ve tüm organlar,dokular insan zekasının cok üstünde bir ahenkle işlerler. Ne zamanki bu dokulardan yada organlardan bazıları zayıf düşerse ağrılar,sızılar başlar, bizde buna hastalık deriz. Oysa bedendeki enerji titreşim seviyesi zayıflamış denge bozulmuştur. Dengesi bozulan beden ahenk içerisinde çalışamıyacaktır.

Quantum-Touch genel anlamıyla uyumlama teknıgıdır. Bedenımızın duzensız calısan bölgelerinin duzenli calısan bölgelerine uyumlanmasını saglayarak sifanın gerceklesmesı için aracı olur. Quantum-Touch uygulayıcısı,quantum-touch tekniklerini uygulayarak kendi enerji frekansını en yüksek seviyede tutmayı öğrenmiştir Ellerini hasta bedene dokundugunda, o bedenin zayıf olan enerjisi kendisine sunulan bu yüksek rezonansa uyumlanacaktır. Bu sayede, rezonansı yükselen kişinin beden zekası şifa için gerekeni yapacaktır

Quantum-Touch ve uyku

Enerji verdiğimiz kişi gözleri kapalı vaziyette yattığı zaman genellikle birkaç dakika içinde uyumaya başlarlar. Bunlar çoğunlukla derin meditasyonda gibi olurlar.Çoğu kişiler dinlendirici bir uykuya girer, bazılarıda gözlerini hızla hareket ettirirler.

Bunu nasıl yaparsınız. Ellerinizi kişinin başının altına koyun, yada, bir elinizi alnına diğerini başının arkasına koyun ve enerjiye başlayın. Çoğu kişiler birkaç dakika içinde uykuya geçeceklerdir. Genellikle 5-6 dakika sonra göz hareketlerini izlemek mümkündür.

Bu metodu genellikle, kişi uyku problemi çekiyorsa, aşırı asabi durum varsa yada travma geçirmişse uygularız. Sonuç mükemmeldir.

Richard Gordon


Dokunmanın gücü

Yapılan araştırmalar, dokunmanın gizemli gücünü ortaya çıkarmışlardır. Dokunularak ( kucağa alınan, okşanan,elinde tutulan...vb.) bebeklerin, bu duygulardan yoksun büyüyen yaşıtlarına göre daha ıyı ve hızlı geliştiklerini, bağışıklık sistemlerinin daha güçlü olduğunu, yaşıtlarına göre daha az hastalandıklarını göstermiştir. Hatta dokunmadan yoksun büyüyen çocukların, ciddi duygusal bozukluklar yaşadıklarını saldırgan davranışlar sergilediklerini göstermiştir.

Sadece fiziksel bir temas olsaydı dokunmak,oyuncak bebeklerde karşılayabilirdi çocuğun dokunma ihtiyacını. Oysa, ağlayan bir bebeğe vereceğiniz oyuncak yada onun yatagı onu susturmaya yetmiyor ama anne yada baba kucağa aldığında dakikalar içinde ağıt kesiliyor. Sevdiklerimize , anne babamıza sarılmamız onlara en güçlü ilaç gibi gelebiliyor. Hatta annemizin başımızı okşaması rahatlamamızı sağladığı gibi genelde baş ağrımızıda gideriyor.

Peki, nedir dokunmadaki gizem.Burda söz konusu olan sıradan fiziksel bir dokunuş değil, sevgi ile yoğrulmus güzel bir enerjinin temasıdır. Bu da Yaşam gücü'dür.

Quantum-Touch ve Hayvanlar


Hayvanlarla çalışmak çok zevkli olabilir. Çünki, sevgilerini vermek için her zaman hazırdırlar. Onlar insan aıymaz, iyi kötü diye yargılamaz. Kendi hislerimize göre seçeceğimiz bölgeye sandwich pozisyonu en uygun pozisyondur.İlerleyen dakikalarda hayvan enerjiye ihtiyac olan bölgeyi elimizin altına getirecektir. Sadece bilmemiz gereken nokta enerjide yanlış yapamayız. Seanstan sonra alacağınız teşekkür sizi şaşırtacaktır.

23 Mayıs 2010 Pazar

Jinsei nedir - Jinsei’nin Faydaları



Ünlüler arasında yaygın olarak kullanılan ve giderek yaygınlaşan Jinsei kolyeleri sizin de dikkatinizi çekmiş olabilir. Artık daha sık duymaya başladığınız Jinsei hakkında ne kadar bilginiz var? Gelin, Jinsei nedir, bize ne vaadeder, birlikte bakalım. Jinsei kolyesi, nano titreşimler yayarak vücudunuzda olumlu etkiler yaşanmasını sağlayan bir alet. Bu kolyeyi sürekli kullanarak vücudunuza denge ve huzur kazandırabiliyorsunuz. Peki, bu tam olarak nasıl oluyor? Jinsei kolyesinin yaydığı nano titreşimler sayesinde vücudunuzun stresle mücadelede kullandığı hücrelerin oluşması için daha güçlü bir frekans yaratıyor. Nano teknolojisinden yararlanan Jinsei kolyesi nano moleküllerinin titreşimini kontrol altına alarak bedeninizin doğal frekansının sürekli olarak dengede kalmasını sağlıyor. Bu sayede bedeniniz dış faktörlerden daha az etkileniyor ve hücrelerinizin kendini yenilemesini destekliyor.

Jinsei

Jinsei’nin Faydaları



İnsanların tarih boyunca insan vücudu ve dünyanın manyetik alanları hakkında araştırma yaptığı biliniyor. Eskiden moda olan mıknatıslı aksesuarları hatırlarsınız. Jinsei kolyesi bu aksesuarlardan çok farklı. Öncelikle mıknatıs yerine nano teknolojisi kullanılıyor. Kullanılan nano teknolojisi vücudunuzun etrafında manyetik bir alan oluşturarak dışarıdan gelen manyetik akımları kesebiliyor. Jinsei kolyesinin alışkın olduğunuz diğer ürünlerden bir farkı da Türkiye Atom enerjisi Kurumu‘nun uyguladığı radyasyon yayma deneylerinde %95 oranında güvenilirlik onayı alması. Yaydığı nano titreşimlerle vücudunuzun etrafında manyetik bir aura oluşturan Jinsei kolyesi, sizi kalıcı olarak etkileyen manyetik sinyallerin etkisi azaltır. Bu sayede vücut direncini arttıran Jinsei kolyesi daha az güç harcayarak yorulma eşiğinizi daha yukarıya çekiyor. Bu sayede spor ve fitness gibi yoğun fiziksel etkinlik gerektiren aktivitelerde performansınızın artmasını sağlıyor. Nano titreşimler ile sinir sisteminizi uyaran Jinsei kolyesi ile stresten kaynaklanan negatif enerjiden en az şekilde etkileniyorsunuz.
Jinsei

Vücudunuzda meydana gelen manyetik etkileşim hücrelerimizdeki besin alış verişi desteklemektedir. Bu sayede hücrelerimiz görevlerini tam olarak yaparlar ve biz de daha sağlıklı ve zinde hissederiz.
Jinsei Nasıl Kullanılır?
Jinsei, vücudunuzum yaydığı manyetik dalgalarla bağlantılı olarak çalışmaktadır. Bu yüzden Jinsei’den faydalanmak için onu belli bir bölgede tutmanız gerekmiyor. Jinsei’yi vücudunuzun dilediğiniz yerinde taşıyabilirsiniz. Genellikle kolye olarak kullanılan Jinsei’yi dilerseniz cebinizde de taşıyabilirsiniz. Önemli bir hatırlatma yapalım: Kalp pili ve benzeri cihazlar kullananların Jinsei kullanması tavsiye edilmiyor.
Arda Turan

Jinsei’nin Etkisini Hemen Hisseder miyim?
Jinsei’nin etkisini hemen hissedemeyebilirsiniz. Jinsei’nin ilk etki süresi kişiden kişiye değişir. Jinsei kullanmaya başladıktan bir gün sonra etkisini hissedebileceğiniz gibi 30 gün sonra da hissedebilirsiniz. Jinsei kullanan ünlüler arasında Ajda Pekkan, Mehmet Ali Erbil, Arda Turan, Fatih Terim, Cristof Daum, Hakan Şükür, Rıdvan Dilmen, Roberto Carlos, Süleyman Demirel ve Yılmaz Erdoğan gibi birçok büyük isim yer alıyor. Jinsei hakkında ayrıntılı bilgi almak için Jinsei Life Power sitesini ziyaret edebilirsiniz.